Duygusal Açlık

Bireyin sürekli yemek yeme isteği içerisinde olması ve bu istek ile birlikte huzursuzluk, mutlu olamama, değerli hissedememe hali içerisinde olmasına duygusal açlık denilmektedir. Tedavide genellikle ilk adım yaşam tarzı değişikliğidir.

Duygusal Açlık Nedir?

Beslenme düzeni, birey yaşamında önemli bir yer tutar. Vücuda yeterli düzeyde besin alınması ve alınan besinlerin karbonhidrat, protein, yağ dengesinin sağlanması da dikkat edilmesi gereken bir detaydır. Bu besinlerin sağladıkları enerji bireylerin gündelik yaşantılarındaki performanslarını etkiler. Gerekenin üzerinde besin alımı ise vücutta yağ birikimine ve buna bağlı kilo alımlarına sebep olmaktadır. Ortalama bir birey dengeli ve sağlıklı gıdalar ile günde üç öğün besin alarak doymaktadır. Ancak kimi zaman bu durum sürekli aç hissetme olarak olağanın dışında kendini göstermektedir. 

Bireyin sürekli yemek yeme isteği içerisinde olması ve bu istek ile birlikte huzursuzluk, mutlu olamama, değerli hissedememe hali içerisinde olmasına duygusal açlık denilmektedir. Duygusal açlık bir yeme bozukluğudur. Her yaştan ve her cinsiyetten insanda görülebilmektedir. Duygusal açlık hastalığı halinde bireyler organik bir acıkma hissinde değil altında psikolojik parametrelerin yer aldığı bir bozukluğun neticesinde açlık hissetmektedir. Henüz yenilen bir yemeğin sonrasında dahi açlık hissedilebilir.

Duygusal Açlık Belirtileri Nelerdir?

Duygusal açlık; depresyon, üzüntü, sıkıntı, stres, iş hayatı ya da duygusal hayat vb. gibi alanlarda yaşanılan psikolojik üzüntüye bağlı olarak sürekli yeme isteği içinde olma halidir. Genellikle üzüntü, kaygı, heyecan tarzı hislerin hissedilmesi anında ortaya çıkar. Bireyler, yaşadıkları problemlerin çözümünü yemekte ararlar. Fakat yemenin bir sonu yoktur. Çünkü genellikle bu tarz durumlarda fiziksel bir açlık hissedilmediği için çoğu zaman yemenin doğru şekilde sınırı çizilemez. Bu sebepten dolayı bireyler, yemek yedikten sonra pişmanlık duygusu yaşarlar. Yemekten sonra pişmanlık duygusu, duygusal açlığın ayırt edici belirtilerinden de biridir. 

Duygusal açlık hastalığına sahip kişilerde, açlık hissi gece saatlerinde yoğun olarak hissedilir. Bireyler özellikle gece geç saatlerde yüksek kalorili besinler (özellikle abur cubur diye tabir edilen sağlıksız gıdalar) tüketmeye daha çok meyillidir. Bir başka belirti olarak duygusal açlık hastalığına sahip kişilerde doygunluk hissi diye bir kavram yoktur. Bireyler bu belirtileri kendilerinde görüyor ise duygusal açlık hastalığına yakalanmış olabilirler.

Duygusal Açlık Nedenleri Nelerdir?

Duygusal açlık hastalığının birçok nedeni olabilmektedir. Ana kaynağı ise bireylerin yaşadığı psikolojik problemlerdir. İnsanlar çeşitli sebeplerden kaynaklı kötü hisler yaşayabilirler. Bu hisler kaygı, üzüntü, öfke, stres vb. gibi hislerdir. İnsan fıtratındandır ki herkes bu hislerden kurtulmak, hislerin şiddetini azaltmak için farklı yollara başvurup farklı yöntemler denerler. Duygusal açlık hastalığı da bu yöntemlerden biridir. 

Hastalığa sahip kişiler içinde bulundukları kötü durumu atlatmak için yemeğe yönelirler. Alınan besinler genellikle karbonhidratlar ya da glikoz içerikli besinlerdir. Glikoz içerikli besinler tükettiğimiz vakitlerde beynimizin dış uyarıcılara karşı iyi bir şekilde odaklanabilmesi için vücut insülin salgılar. Böylelikle duygusal açlık hastalığına sahip bireyler hissetleri olumsuzlukların yerine ya da içinde bulundukları sıkıntılı haller yerine dışarıya odaklanır ve kişi bu durumdan uzaklaşır. Yaşanılan uzaklaşma sadece bir aldatmacadır. Olumsuzlukların çözümü değildir ve kişi bu döngüyü sıklıkla tekrarladığında yeme düzeni bozulur ve kilo alma ve alınan kiloların geri verilememesi gibi sonuçlar ortaya çıkar.

Duygusal Açlık Teşhisi

Günümüzde dünyada yaygın olarak görülen en büyük sağlık sorunlarından biri obezitedir. Obeziteye sebep olan en büyük faktör kişilerin yeme alışkanlıklarındaki düzensizlikler ve vücudun ihtiyacından daha fazla besin tüketilmesi, alınan besinlerin yakılamaması yani hareketsiz bir yaşam biçimi alışkanlığıdır. Bu döngü bireylerin tüm bedenine zarar vermektedir. Bu zarara bireylerin fiziksel görüntüsü de dâhildir. Obez kişilerin fiziksel görüntüsünün bozulması ister istemez bu kişilerin ruh sağlığını da olumsuz anlamda etkilemektedir. Kişiler kendilerini daha özgüvensiz hissederler ve tam da burada içe kapanmalar ve buna bağlı olarak yalnızlaşmalar başlar. Süreç tedavi edilmezse obez bireylerde, geri dönüşü olmayan psikolojik travmalar gerçekleşebilir. Kilo alımı ve obezitenin altında yatan birçok sebep bulunmakla birlikte en büyük sebebi duygusal açlıktır. 

İlk aşama olarak fiziksel açlık ve duygusal açlığın ayırt edilmesi gerekmektedir. Bu iki kavram birbirine karıştırılır ise hastalık tam anlamıyla tanımlanamaz ve teşhisi konulamaz. Fiziksel ve duygusal açlığı birbirlerinden ayıran en önemli detay acıkma hissinin ertelenebilir oluşu ya da olmayışıdır. Fiziksel açlık ve duygusal açlık arasındaki farklar:

Fiziksel Açlık

  • Fiziksel açlık, yavaş yavaş ortaya çıkar ve ertelenebilir.
  • Fiziksel açlıkta kişiler açlık hissinden kaynaklı gergin, mutsuz vb. hisler içinde olabilir. Fakat bu durum vücuda besin alındıktan sonra yani kişiler yemek yedikten sonra geçecektir.
  • Fiziksel açlıkta tek bir besinden ziyade arzu edilen besin gruplarıdır. Örneğin fiziksel açlık içindeyken bir besinden fazla yemek yerine besin grubundan oluşan çeşitli bir tabağa yönelme ihtiyacı hissedersiniz. 
  • Fiziksel açlıkta, bireyler doyduklarını hissettiklerinde yemeği bırakırlar ve daha fazla yemek yeme arzusu içinde değillerdir. Yemek yemenin amacı hissedilen bir duyguyu bastırmak ya da azaltmak değildir. Yemek yemenin amacı, yaşamı sürdürebilmek için ihtiyaç olunan enerjiyi almak ve doygunluk hissine ulaşmaktır.
  • Fiziksel açlıktan sonra, bireyler yedikleri yemekten pişman olmazlar. 

Duygusal Açlık

  • Duygusal açlık, aniden ortaya çıkar ve ertelenemez. Duygusal açlık hastalığına sahip kişilerde birden bire yemek yeme isteği gelişir.
  • Duygusal açlıkta bireyler gergin, mutsuz, öfkeli, heyecanlı gibi hisler yaşadığı zaman, bu hisleri bastırmak için kendilerinde bir yeme mekanizması oluştururlar. Besin tüketildiğinde ise bu hisler geçmez, tam dersi daha da artar. 
  • Duygusal açlık hastalığına sahip bireyler fiziksel bir açlığa sahip olmadıkları için öğünler ve besin gruplarından ziyade tek bir yiyeceğe yönelirler. Bu yiyecekler çoğunlukla atıştırmalıklar ya da abur cubur olarak tabir edilen vücuda son derece zararlı, yüksek kalorili, geçici ve kısa süreli doygunluk hissi sağlayan gıdalardır. 
  • Yemek yenildikten sonra fiziksel açlıkta hissedilen doygunluk hissi, duygusal açlıkta hissedilmez. Duygusal açlık hastalığına sahip bireyler fiziksel anlamda bir besine ihtiyaç duymadığı halde kişi içinde olduğu sıkıntılı durumdan kurtulmak için yemeğe yönelir. Aslında kişisinin buradaki amacı ruhsal doygunluğu sağlamaktır fakat bu durum mümkün olmadığından, duygusal açlık hastası kişiler porsiyonlarını ayarlayamazlar. 
  • Sürecin en sonunda, bireyler bunun psikolojik bir eğilimden kaynaklı olduğunu bildiğinden dolayı yedikleri yemek, yiyecek, atıştırmalık vs. ürünlerden kaynaklı pişmanlık hissi yaşarlar. 

Fiziksel ve duygusal açlığın ayrımı yapıldıktan sonra, bireyler yeme isteklerinin fiziksel olarak mı yoksa duygusal açlıktan kaynaklı olduğunu anlayabilirler. Bu sayede hastalığın otonom teşhisi gerçekleşir. Ancak bu teşhis isabetli bir teşhis olmayabilir. Duygusal açlığa neden olduğu düşünülen durum her zaman bireyin tahmin ettiği gibi psikolojik olmayabilir. Sorun vücudun başka bir organından, hormonlardan veya kan değerlerinden kaynaklanabilir. Bu itibarla hastalığın otonom teşhisi yapıldıktan sonra bir uzman tarafından da muayene edilmesi gerekir. Duygusal açlık için gidilmesi gereken poliklinikler adlı metinde bahsedildiği üzere orada yer alan bölümlerden randevu alınmalı ve problemin tam teşhisi konulmalıdır. 

Teşhis için genel kan ve hormon değerleri incelenir. Vücudun sürekli acıkmasına sebep olacak bir sorun tespit edilemediği takdirde hasta teşhis için psikiyatri polikliniğine tevdi edilir. Psikiyatri polikliniğinde kullanılacak teşhis metodu çoğu zaman soru – cevap şeklinde seyretmekte ve uzmanın hastasına sorduğu sorular ve aldığı yanıtlara göre teşhisi gerçekleştirmesi şeklinde tezahür eder. 

Duygusal Açlık Tedavisi

Öncelikle duygusal açlığın ne olduğunu bilmek ve belirtilerini kontrol etmek ve en nihayetinde bir uzmandan yardım almak gerekir. Psikiyatri polikliniğinde duygusal açlık hastalığının tedavisi için ilk etapta herhangi bir ilaç tedavisi uygun görülmemektedir. Kullanılan bazı metotlar ve teamül halini almış uygulamaların hastalardan günlük hayatında yapılması beklenmektedir.

  • Hastalığın TanınmasıDuygusal açlık halinin herhangi bir organ bozukluğundan, normalin dışında kan ve hormon değerlerinden veya kronik hastalıklardan kaynaklanmadığını bilmek, hastanın ilk etapta rahatlamasına ve içinde bulunduğu durumu daha iyi kavramasına neden olacağı için uzman tarafından hastalık genel boyutları ile ele alınır. Hasta birey, duygusal açlığın ne zaman başladığını, fiziksel açlık ile duygusal açlık arasındaki farkı görebilmeyi, duygusal açlık halinde neler yapması gerektiğini uzman hekimden öğrenir. Bu sayede günlük hayatında duygusal açlık durumunda ne yapma(ma)sı gerektiğini nasıl ve ne şekilde reaksiyon göstermesi gerektiği bilir ve bu bilinç daha güvenli ve kontrollü hareket etmesini sağlar. Tedavinin ilk aşaması bu süreçle beraber başlar ki bu adım birçok psikolojik hastalıkta kullanılan ilk etap tedavi türüdür.
  • Düzenli ve Sağlıklı Beslenme AlışkanlığıPsikiyatri polikliniğindeki uzman hekim hastalığın tedavi sürecinin başlaması ile beraber hasta bireyi bir diyetisyen hekime yönlendirir. Bu yönlendirme sayesinde hasta birey uzun zamandır duygusal açlığın etkisi ile beraber kazandığı kötü yeme / içme alışkanlığını terk etmesini kolaylaştırır. Bu takdirde öncelikle bireyin hayat düzenine, yaşına, cinsiyetine göre doğru bir besin takvimi ve öğün çeşidi oluşturulur. 

Bunun yanı sıra duygusal açlık hastalığı olan bireyler, ana ve ara öğünlerden oluşan düzenli bir beslenme programı oluşturarak, yediklerini not almalılar. Gün içinde neyin, ne kadar yenildiğinin görülmesi, bireylere yardımcı olur. Ayrıca çikolata, cips gibi sağlıksız besinleri hızlı ve sürekli tüketmek yerine içinde meyve, hurma, ceviz gibi atıştırmalıkların bulunduğu sağlıklı tabaklar hazırlamak, duygusal açlık yaşayan bireyleri kontrol altında tutar. Psikolojik tedavi ile beraber seyreden diyetisyen takviyesi hastalığın erken zamanda tedavi edilmesinde büyük rol oynamaktadır.

  • Erteleİstisnaları bulunmakla beraber duygusal açlık çoğu zaman ani ataklar olarak ortaya çıkar. Kişi, bir anda fiziksel açlığı olmadığı halde gün içinde ya da gece geç saatlerde ani acıkmalar yaşar.  Bu zamanlarda yeme isteği ertelenmelidir. Duygusal açlık bir kriz olduğundan yeme isteğini ertelemek, krizi atlattıktan sonra hiç yememeyi sağlayacaktır. Bu ertelemeyi başarmak, hastalığın ilk safhasında oldukça zorlayıcı olmaktadır. Bu gibi kriz anlarında yemek yeme isteğinin nasıl atlatılacağı çoğu zaman bireye hekim tarafından öneriler ile anlatılmaktadır. Bu öneriler hastalığın durumu, hastanın durumu, yaş ve cinsiyet gibi bağımsız parametrelere göre farklılık arz edecektir.
  • Faaliyet / HobiDuygusal açlık krizlerinde kişiler, genellikle evde yalnızken, mutsuz olduğu hallerde, terk edilmiş – yalnızlaştırılmış olduğu düşüncesi tezahür ettiğinde ya da televizyon başındayken bir şeyler yeme ihtiyacı hissederler. Acıkmadan yenilen her yemek, alışkanlıktır. Fiziksel açlık oluşmadan sürekli olarak bir şeyler yemeyi engellemek için meditasyon, yoga ya da spor gibi aktivitelerle meşguliyet birtakım keyfiyetlerin önüne geçecektir. 

Bunun yanı sıra bireye sürekli faaliyet halinde olma önerilmektedir. İfa ederken mutlu olduğu ve kendisine olan güveninin arttığı eski alışkanlıklarını tekrar edinmesi için sürekli faaliyet içerisinde olması hastalığın tedavisinde belirleyici ve kısaltıcı rol oynamaktadır.

Duygusal Açlık Tedavi Edilmezse

Duygusal açlığın belirtileri görmezden gelinir ve bu durumun neticesinde hastalık oldukça ilerler ve birey tedavi için herhangi bir adım atmazsa hastalık nefes almak gibi acil ve kaçınılmaz bir ihtiyaç halini alacaktır. Kronikleşen ve hasta için zaruri bir hale gelen hastalık içeride birçok psikolojik hastalığın büyümesine neden olacaktır. Doğal olarak, ilerleyen hastalıkların tedavi edilmesi de zaman olarak bireye oldukça zararlı geri dönüş sağlayacaktır. Tedavi edilmediği hallerde;

ObeziteSürekli yeme / içme ve öğütülen besinlerin daha çok sağlıksız gıdalar olmasına bağlı olarak kişide yaygın obezite görülebilir. Obezite neticesinde ise başta kalp – damar ve diyabet olmak üzere pek çok hastalık baş gösterecektir.

DiyabetDüzensiz yaşam tarzı, mutlu olamama hali ve sağlıksız beslenme alışkanlığı diyabeti çağıran en önemli sorunlardır. Bu sorunlar ise duygusal açlıkta olan bir bireyin en sık karşılaştığı hallerdendir. Dolayısıyla duygusal açlık tedavi edilmediği takdirde diyabet hastalığı kaçınılmaz olacaktır.

Anksiyete BozukluğuKaygı bozukluğu şeklinde de bilinen anksiyete bozukluğu hastalığının, ilerleyen duygusal açlık halinde olan bireylerde çok sık görüldüğü saptanmıştır. Zira diyabet ve obeziteye bağlı kişinin kendisini kötü hissetmesi ve melankoli ruh haline bürünmesi, anksiyete bozukluğuna davet çıkarmaktadır. Öte yandan kişinin; dikkat bozukluğu, kimlik reddi, sürekli mutsuz olma ve kendisine olan öz saygısını yitirme gibi birçok psikolojik rahatsızlığa da davet çıkaracaktır.

Duygusal Açlığa Ne İyi Gelir?

Duygusal açlığın tedavisinde ve hastalığa iyi gelen etmenlerin ne olduğu noktasında ilaç ve benzeri takviyelerden ziyade besin ve sosyal hayat düzeni çok daha fazla olumlu etki göstermektedir. Özellikle kazanılmış doğru yemek yeme alışkanlığının -bir uzman diyetisyen eşliğinde- çok ciddi ilerleme ve hastalığın iyileşmesinde büyük bir mesafe kat ettiği ispatlanmıştır. Ancak sadece yemek yeme alışkanlığında kazanılmış olan kötü düzenin terk edilmesi yeterli olmamaktadır. Bununla beraber sosyal hayat ve buna bağlı olarak iş hayatı düzeni de duygusal açlığa fevkalade iyi gelmektedir. Zira sosyal hayatında ve iş hayatında insan ilişkilerini zenginleştiren ve niteliğini artıran bireyler oldukça mutlu olmakta ve bu mutluluk uzun zaman duygusal açlık krizine kontur koymaktadır. Bu sayede bireyin kendisine ve hastalığı yeneceğine olan inancı artmakta ve bu inançla birlikte daha iyi seviyede bir sosyal hayata geçiş ve iş hayatı başarısı kazanmaktadır.

Duygusal Açlığa Ne İyi Gelmez?

Duygusal hastalığa neyin iyi gelmediği bilmek ve iyi gelmeyen durum ve davranışlardan kaçınmak, hastalığın müspet yönde seyretmesi ve hastanın kısa zamanda iyileşmesi adına önemli bir adımdır. Bunun için öncelikle hastalığa neyin iyi gelmediğini bilmek lazım gelir. Söz gelimi;

  • Bireyin kendisini mutsuz hissetmesine yol açacak her türlü eylem, hal ve davranış ile birlikte mesken, ortam ve sosyal çevre,
  • Madde ve alkol bağımlılığı gibi aklı zail eden ve bireyi olumlu düşünmekten uzaklaştıran alışkanlıklar,
  • Aile ilişkilerindeki kopukluk ve düzensizlik ile beraber yakın çevre ve arkadaşlık bağlarının zayıf olması,
  • Kriz anlarında gelen yemek yeme atağını bastırmamak ve bu krizi atlatmak için kullanılan metotları terk etmek,
  • Bulunduğu olumsuz durumdan kurtulacağı ve kısa zamanda hayat kalitesini yükselteceğine olan inancını yitirmek ve bu gibi düşüş anlarından yardım almaktan kaçınmak.

Başta olmak üzere pek çok düzensiz hayat içi davranış örnek verilebilir.

Duygusal Açlık İlaçları

Duygusal açlığın tedavisi başlığında ifade edildiği üzere, hasta bireylerin tedavi sürecinde ilaç kullanması doğru bir yöntem olarak benimsenmemekte olup hastalığın tedavisi için birincil yöntemin ilaç dışı yöntemler olduğu izah edilmiştir. Bununla beraber istisnai hallerde ilaç tedavisi uygulanabilmektedir. İlaç dışı tedavi yöntemlerinin başarılı sonuç vermemesi ve bireyin duygusal açlık hali ciddi bir psikolojik rahatsızlığa dönüşmesi durumunda serotonin hormonu üzerinde etki edecek ilaçların alınmasını mecbur kılabilmektedir.

Hamilelikte Duygusal Açlık

Hamilelik; kadın vücudunun fiziksel, hormonal, mental anlamlarda büyük değişimlere uğradığı bir süreçtir. Bu sebepten dolayı kadının normal zamanlarına göre karşılaştırıldığında vücutta gördüğü birtakım değişikler normaldir. 

Aşerme; gebelikte görülen birtakım yiyeceklere karşı duyulan normalin üzerinde bir yeme isteğidir. Hamileliğin önemli belirtileri arasındadır. Anneler bu dönemde sadece bir yiyecek değil herhangi bir gıda dışı maddeye karşı (kil, tahta, toprak vb.) da yeme arzusu içinde olabilir. Aşerme psikolojik bir olay gibi görünse de aslında fizyolojiktir. Aşermenin sebebi tıbben kesin olarak bilinmese de uzmanlar bu durumun gebelik sürecindeki hormonal değişiklikler ya da kan şekerindeki değişimlerin sonucu olabileceğini düşünmektedir.

Hamilelikte duygusal açlık da yoğun olarak görülmektedir. Anne adayları aşerme ve duygusal açlığı karıştırabilmektedir. Aşerme hamileliğin dördüncü ayına kadar sık görülmektedir ve normaldir. Dördüncü aydan sonraki yoğun aşermelerde doktora danışılması gerekmektedir. Eğer annede herhangi bir problem yoksa yaşanan açlığın sebebi duygusal açlıktır. Anne, birtakım sıkıntıları yemek yiyerek aşabileceğini düşünüp, bu durumu aşermeyle karıştırabilmektedir. Bu gibi bir durum söz konusu olduğunda kadın doğum uzmanı bireyi psikiyatri servisini ya da dışarında bir uzman psikolog aracılığı ile destek almaya tevdi edecektir. 

Çocuklarda Duygusal Açlık

Duygusal açlık hastalığı, yetişkin bireylerde olduğu gibi çocuklarda da yayın olarak görülür. Çocuklardaki duygusal açlığın altında yatan bilinen bazı faktörler vardır. Bunların başında;

  • Şehirleşmeye bağlı olarak arkadaşlık kavramının zayıflaması ve çocukların teknoloji ile beraber yalnızlaşması,
  • Ebeveyn tartışmalarının ciddi ve sürekli düzeyde yaşanması,
  • Okul başlarında edinilen başarısızlık sonucu kendine olan güvenin yitirilmesi ve okuldan korkma duygusu.

Örnek olarak verilebilir.

Bebeklerde Duygusal Açlık

Daha çok yetişkinlerde ve sonrasında çocuklarda görülen duygusal açlık bebeklerde gözlenmemektedir. Bebeklerde sürekli yemek yeme isteğinin altında çoğu zaman psikolojik sorunlar değil organik sorunlar yatmaktadır. 

Duygusal Açlık için Hangi Doktora Gidilir?

Yeme – içme bozukluğu içerisinde olan birçok birey, bu problemin kaynağının psikolojik etmenler olduğu bilincini taşımamakta ve doğrudan iştah artışı olarak nitelendirmektedir. Bu kestirme tanım ise rehavete ve üzerinde düşünmemeye itmektedir. Ancak bu tür es geçmeler ve probleme avam tabirle ‘’lakayt’’ bir pencereden bakma anlayışı hastalığın yerleşmesine ve ilerleyen dönemlerde kronikleşmesine neden olabilir. Bu gibi olumsuz bir senaryonun muhatabı olmamak adına birey ilk belirtilerden sonra bir uzmana görünmeli ve muayene olmalıdır. Aksi takdirde duygusal açlık ile beraber kilo alımı devam edecek, devam eden kilo artışına bağlı depresif ruh hali artarak kendisini hissettirecektir. Burada ivedi şekilde harekete geçilmeli ve probleme dair muayene için;

  • Dahiliye: Yeme – içme bozukluğunun vücutta bulunan organik ya da kronik bir hastalıktan, hormonlardan veya kan değerlerinden kaynaklandığının tespit edilmesi lazım gelir. Eğer sorun bunlardan kaynaklı değilse dahiliye hekimi hastayı psikiyatri ve buna bağlı olarak diyetisyen hekime yönlendirir.
  • Psikiyatri: Vücudun sahip olduğu bir hastalıktan dolayı duygusal açlık halinde olunmadığı ve bunun psikolojik bir alt yapısının olduğunun teşhisi, bu teşhis ile beraber bireye uygulanacak en doğru tedavi yönteminin tespiti için psikiyatri polikliniğine gidilmelidir.
  • Diyetisyen: Psikiyatri polikliniğinde yapılan teşhis ve tedavi süreci ile beraber doğru besin tüketimi için bir diyetisyenden yardım alınmalıdır. 

Bölüm / doktorlarından randevu alınmalıdır. 

Makaleyi faydalı buldun mu?
0
0
Makeleyi Paylaşın

Duygusal Açlık ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Duygusal açlık gün içerisinde kendisini sürekli hissettiren ve kimi zaman ataklar ile baş edilemez bir hale gelen psikolojik etmenleri içerisinde barındıran bir hastalıktır. Çoğu zaman bireyler acıkma hissini bir başka sebeplere vererek, duygusal açlığı çok geç fark etmekte ve hastalığın tanısı zamanında konulamamaktadır. Duygusal açlık halinde olan bireylerde; henüz yenilen bir öğünün sonrasında dahi acıkma hissi ile beraber gerginlik ve üzüntü, pişmanlık duygusu, güvensiz hissetmeye bağlı endişe hali baş göstermektedir.

Duygusal açlık, hastalığın kendisi itibarıyla bir kilo problemini de beraberinde getirmektedir. Zamansız acıkma ve sürekli yeme isteği, yenilen gıdaların çoğunun sağlıksız olması bireyi kısa zamanda olağan dışı kilo almaya ve tabii neticesi olarak obeziteye sevk edebilir.

Erken tanısı konulan ve başarılı bir tedavi ile ortadan kaldırılan duygusal açlık, sonrasında bireye herhangi bir hastalık bırakmaz. Ancak tedavisi geç kalınan ve buna bağlı olarak başarılı olamayan duygusal açlık hastalığı beraberinde başta obezite, diyabet ve kalp – damar hastalıkları olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarmaktadır.

Esasında duygusal açlık bizatihi baş ağrısı yapmaz. Ancak duygusal açlığa sahip bireyler, bunun yan etkileri ve ikincil problemleri nedeniyle sıklıkla baş ağrısından şikâyet ederler. Çünkü sağlıksız beslenmeye, düzensiz yaşam ve uyku alışkanlığına ve duygusal menfi hallere bağlı olarak bireyler sıklıkla baş ağrısı yaşamaktadır.

Hastalığın tedavisi bireyin durumuna bağlı olarak değişmektedir. Yani; hastalığın seyri ve gelişmişlik düzeyi, hastanın yaşı ve cinsiyeti, hastanın kronik hastalığının olup olmaması, hastanın moral ve inanç durumu gibi değişken parametreleri değerlendiren hekim, tedavi için bir yol haritası çizer. Bu tedavi yöntemi çoğu zaman ilaçsız bir tedavi yöntemi olmaktadır. Sosyal hayatın düzenlenmesi, uyku alışkanlığı, diyetisyen öncülüğünde değiştirilen öğün takvimi, mutlu hissettiren hobi/aktivite, yoga – meditasyon ve maneviyat güçlendirici diğer uygulamalar hastalığın giderilmesinde kullanılmaktadır.