evim.com

Reflü

Reflü hastalığı, vücut sıvılarının gitmesi gereken yönün tersine gitmesi halinde meydana gelir. Tedavi edilebilen basit bir hastalıktır ve tedavisinde bazı ilaçlar ve diyet önerileri yer alır.

Reflü Nedir?

Reflü kelimesi tanım olarak "geri akım" anlamına gelmektedir. Vücutta bazı organlarda belli vücut sıvılarının gitmesi gerekenden ters yöne gitmesi görülmektedir. Bunların başlıcaları, gastroözefageal reflü, vezikoüretreal reflü ve safra reflüsüdür.

Vezikoüretral reflü, mesaneden idrarın üreterlere geri kaçmasıdır.

Safra reflüsü (alkalen reflü gastrit) ise safranın ince bağırsaklardan mideye geri dönmesidir. Örneklerden de anlaşılacağı üzere reflü vücut sıvılarının ters yönde hareketi sonucu vücuda zarar vermesiyle karakterize hastalıkların genel adıdır. Reflü aslında normal insanlarda da her gün doğal olarak belli bir sayıda görülebilir fakat bunun belirtileri kişi tarafından fark edilmez bile. Fakat reflüyü hastalık hale getiren durum, bir şekilde belirtilerin artarak kişiye rahatsızlık verecek düzeye gelmesidir.

Mide içeriği ve salgıları oldukça asitli yapıdadır. Bu içeriğin ve salgıların yemek borusuna doğru hareket ederek yemek borusunda tahribat yaratması durumuna gastroözefageal reflü hastalığı (mide ve yemek borusu arasındaki reflü) denir.

Reflü en sık görülen ve teşhis konan sindirim sistemi hastalıklarından biridir. Oldukça yaygın olup (toplumda yaygınlığı yaklaşık %20’dir) günümüzde ameliyatsız olarak yalnızca ilaçlarla etkin tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hatta hastalara genel olarak aile hekimlerinin uyguladığı tedaviler ve diyet değişiklikleri yeterli olmaktadır. Reflü sebebiyle uzmanlara başvuranlar hastaların küçük bir kısmıdır. 

Reflü hastalığı her yaşta görülebilmekle beraber yaşlandıkça semptomlarının ağırlığı ve görülme sıklığı artar.

Reflü Belirtileri Nelerdir?

Gastroözefageal reflü(mide ve yemek borusu arasındaki reflü) hastalığının belirtileri, tipik ve atipik (tipik olmayan) olarak ikiye ayrılır.

Tipik belirtiler şunlardır:

  • Heartburn yada pirozis (yanma hissi): iman tahtası kemiğinin arkasında daha çok hissedilen tipte, bazen göğüs bölgesine yayılabilen yanma hissidir. Mide ve yemek borusu arasındaki reflü hastalığının en sık görülen ve en tipik semptomudur. Özellikle öne eğilmekle, yemek sonrasında ve yatar pozisyonda artar. Anti-asit ilaçlarlara çok iyi cevap verir.
  • Regürjitasyon: Sindirilmiş gıdalar ve mide salgılarından oluşan acı sıvının hastanın ağzına gelmesi ya da dolması şeklinde tarif edilir. Bununla beraber ağız içi tükürükle dolabilir çünkü reflüye refleks olarak tükürük bezleri çalışmaya başlayacaktır.
  • Odinofaji-disfaji (ağrılı yutma-yutma güçlüğü): Hastalarda nadir olarak görülebilen ağrılı yutma veya yutma güçlüğü akla mide ve yemek borusu arasındaki reflü hastalığının komplike hale geldiğinin ve yemek borusunda yapışıklıklara ya da yaralanmaya neden olabileceğini getirir. 
  • Kanama: Genelde gizli ve çok küçük miktarda kanama olarak yaşanır, ağza kadar kan gelmesi pek görülmez. Demir eksikliğine ve gaitada (dışkıda) gizli kan testinin pozitif sonuç vermesine sebep olabilir.

Atipik belirtiler ise daha nadir görülen, hastanın yatkınlıkları dolayısıyla oluşması kolaylaşan, hastadan hastaya değişen semptomlardır. En sık görülen atipik semptomlar solunum sistemi semptomlarıdır.

  • Kronik (devamlı) öksürük: Geri kaçan mide içeriğinin, özellikle yatay pozisyonda ve uyku sırasında solunum yollarına da geçebilmesiyle bölgede devamlı bir inflamasyon (yangı) olur. Bu da zamanla dokularda aşınmalara sebep olup hastayı öksürtebilir.
  • Astım: Öksürük gibi astım da solunum sistemine kaçan mide içeriğinin bölgede irritasyona (çabuk hasarlanma durumu) neden olmasıyla oluşur. Gastroözefageal reflüye bağlı astımın özellikle çocuk hastalarda anatominin farklılığından kaynaklı daha sık görülebileceği bilinmelidir. Eğer astım için alerjik sebepler araştırılmış ve bir sonuca ulaşılamamışsa, klasik tedaviler denenmiş ve işe yaramamışsa mide ve yemek borusu arasındaki reflü hastalığının (gastroözafageal reflü) da sebepler arasında akla getirilmesi lazımdır. Reflüye bağlı astım krizleri daha çok gece ortaya çıkar.
  • Aspirasyon pnömonisi: Midenin asitli içeriğinin solunum yollarından da aşağı inerek akciğerlere ulaşmasıyla pnömoni (zatürre) oluşabilir. Sürekli akciğerlere gelen sıvı, akciğeri tahrip eder ve mikropların yerleşmesini kolaylaştırır.
  • Horlama: horlama da solunum yollarının irrite olmasıyla ortaya çıkabilir. Horlama için başka sebeplerin araştırıldığı ve tedavilerin sonuç vermediği hastalarda reflü mutlaka akla gelmelidir.
  • Faranjit-Larenjit (boğaz iltihapları): Yutak ve gırtlak sürekli olarak mide sıvısına maruz kalırsa burada kronikleşen iltihaplar oluşabilir bu da sinüzitle karışıp çoğu zaman yanlış tanı alır. Devamlı geniz akıntısı, ağız kokusu ve zaman zaman boğaz ağrısı görülebilir.
  • Globus: Globus, boğazda takılma hissi anlamına gelir. Boğazda bir yiyecek artığı ya da yabancı bir cisim bulunmadığı halde hasta bu hissi sürekli yaşar. Sık sık su içme ihtiyacı duyabilir.
  • Dişlerde erozyon: Ağza kadar gelen asitli mide sıvısı, dişlerin mine tabakasını harap edebilir.
  • Kalp kaynaklı olmayan göğüs ağrısı: Mide ve yemek borusu arasındaki reflü bazen göğüste yaygın, sıkıştırıcı tarzda ağrı yaratabilir. Hastalar haklı olarak bunu kalpten kaynaklı zanneder ve endişelenirler. Bazı hastalarda diğer semptomlar görülmeden ortaya çıkıp reflü tanısı almaya sebep olabilirler.

Reflü Nedenleri Nelerdir?

Yemek borusunun (özefagus) mideye bağlandığı yerde bir fizyolojik sfinkter (işlevsel kapakçık) bulunmaktadır. Bu yapı aslında gerçek, görülebilen bir kapakçık yapısı olmayıp o bölgedeki kasların sıkı kasılmasıyla fizyolojik (işlevsel) olarak kapanmasını ifade eder. 

Gastroözefageal reflü, yani mide ve yemek borusu arasında meydana gelen reflü hastalığı esas olarak bu sfinkter (kapakçık) yapısındaki gevşeklikten kaynaklanır.

Midenin bol asitli içeriği gevşeyen kapakçık yapısından yukarı, yemek borusuna doğru geçmeye başlar. Bu da zamanla yemek borusuyla midenin buluştuğu yerde tahrişe ve erozyona neden olabilir. Böylece mevcut durum daha da kötüleşir.

Bu gevşemeler ara sıra kendiliğinden olabileceği gibi, bölgedeki kasların devamlı olarak düşük basınç nedeniyle açık kalmasıyla da meydana gelebilir. Böylece sürekli yukarı geçişler görülür. Aynı şekilde karın içi basıncını arttıran faktörler de (gebelik, ağır kaldırmak ya da herhangi bir sebepten karın kaslarında kasılma, karın ve diyafram fıtıkları gibi) reflü gelişiminde rol oynar.

Helikobakter Pilori (H.pylori) adı verilen ve insanların sindirim sisteminde yaygın bulunan bir bakterinin de mide ile yemek borusu arasında görülendisplay: inline !important; float: none;"> hastalığıyla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bazı araştırmalar hastalığın gidişatını iyileştirdiğini, bazı araştırmalar ise ağırlığını arttırdığını savunmaktadır.

Reflü Teşhisi

Gastoözefageal reflü (mide ve yemek borusu arasında görülen reflü) tanısı aslında diğer hastalıklardan küçük bir farklılık içerir. Doktorunuz  şikayetlerinizi ve gerekli tıbbi hikayenizi dinledikten sonra size belli ilaçlar ve diyet önerileri verecektir. Diyet önerilerine uyup ilaçlarınızı dikkatli kullanırsınız ve şikayetleriniz geçerse reflü tanısı konmuş olur. Reflü için daha ileri testler de mevcuttur. Fakat en yaygın ve tanı koyma yöntemi, tedaviye verilen yanıtın ölçülmesidir.

Eğer hasta doğrudan atipik semptomları (yutma güçlüğü, astım, zatürre, kilo kaybı, kanama, göğüs ağrısı gibi) tarif ediyorsa ek testler yapılarak sebeplerin aydınlatılması gerekir.

Endoskopi: Endoskopi yapılırken ucunda kamera ve ışık kaynağı olan ince bir boru, hastanın ağzından sokulup kalın bağırsağa kadar ilerletilir. Bu sayede sindirim sistemi doğrudan görüntülenir. Bu açıdan yemek borusu, mide ve ince bağırsak hastalıklarına teşhis koymada çok önemli bir yeri vardır. Uzun süredir reflüsü olan hastalarda yemek borusunun mideyle birleştiği yerde özefajit (yemek borusu iltihabı) görülebilir. Gözle görülemeyecek düzeydeki bulgular da biyopsi (örnek parça) alınarak laboratuvarda saptanabilir.

Baryumlu özefagus grafisi: Endoskopinin giderek yaygınlaşması ve rutin yöntem haline gelmesiyle pek uygulaması kalmayan bir tanı yöntemidir. Hastaya baryum elementi içeren bir sıvı içirilir ve film çekilir. Bu testin amacı temel olarak anatomik bozuklukları saptamaktır. Reflü için çok özelleşmiş bir test değildir, diğer özefagus (yemek borusu) hastalıklarında da reflü benzeri görünümler verebilir. Bu yüzden teşhiste yeri pek yoktur. Eğer reflüyle beraber başka yemek borusu hastalıklarından da şüpheleniyorsa çektirilebilir.

Özefagial impedans testi: Bu test reflünün cinsinin (asidik yada bazik), mideden mi yoksa safradan mı geldiğinin, katı gıdalara mı sıvı gıdalara mı daha çok bağlı olduğunun ve reflü yönünün saptanmasına olanak verdiği için ileri bir testtir. Mide asidini azaltan ilaçlara yanıt vermeyen reflülerin tanısında önemli bir yeri vardır.

Bernstein testi: Bu testle burundan ince bir boruyla girilir ve yemek borusunun orta kısmına asitli bir sıvı verilir. Bu sıvıya bağlı olarak hastanın şikayetlerinde artış olursa ve aynı borudan temiz su verilmesiyle şikayetler azalırsa reflü tanısı belirginleşir. Bu testin pozitif olması tanıyı güçlendirir. Ancak negatif olması reflü olma ihtimalini sıfıra indirgemez.

İntraözefageal pH monitorizasyonu: pH seviyesi, bir kimyasal maddenin asidik ve bazik düzeyini belirten rakamsal ifadedir. Mide sıvısı genel olarak asitlidir. pH seviyesi 4’ten düşüktür. Bu yöntemde yemek borusunun farklı bölgelerine asitli sıvıyı ölçen alıcılar yerleştirilir. Bu alıcıların topladığı veriler bilgisayarlarla analiz edilir. Gece uyurken reflü düzeyi, gün içinde reflü düzeyi, yemek sonrasında reflü düzeyi gibi verilerde en doğru sonucu verir. Safrayı saptayabilen alıcılar da mevcuttur. Bu sayede eğer safra reflüsü varsa o da tespit edilebilir. Günümüzde reflü tanısı için sıklıkla başvurulan bir yöntem olmasa da reflü tanısını koyduğu zaman en güvenilir testtir. Yani özgüllüğü en yüksek testtir. Mide ve yemek borusu arasında görülen reflü tanısında altın standarttır. Bazı durumlarda pH monitorizasyonu testine, mide kapakçığının basıncını ölçen manometri testi de eklenebilir.

Reflü Tedavisi

Yemek borusu ile mide arasında görülen reflü (gastroözefageal reflü) tedavisinin temel amaçları, semptomların giderilmesi, oluşmuşsa yemek borusundaki iltihapların düzeltilmesi, komplikasyonların önlenmesi ve sağlanan iyileşmenin sürdürülmesidir. 

Semptomların giderilmesi için en önemli faktör yaşam tarzı değişiklikleridir. Yemek düzenine dikkat edilmesi, uzun süre açlık yaşanmaması, yemek yedikten hemen sonra yatay pozisyona geçilmemesi, fazla kiloların verilmesi, yatak başının 15-20 cm yükseltilmesidir.

Sigara ve alkol tüketilmemeli, hastaya rahatsızlık veren gıdalar tespit edilmeli ve tüketimi azaltılmalıdır. Çikolata, baharatlı, acılı ve ya soslu yiyecekler, asitli içecekler ile kahve genel olarak hastaların çoğunu rahatsız eder. Fakat reflü tedavisinde belli bir yasaklar listesi koymak artık geçerli değildir. Bunun yerine hastalara ne rahatsız ediyorsa ondan kaçınmaları tavsiye edilir.

Hayat tarzı değişiklikleri yeterli iyileşmeyi sağlayamazsa ya da semptomlara hızlıca son vermek istenirse ilaçlardan yardım alınır. İlaçlar genel olarak asit salgısını azaltmaya ya da asidin yemek borusuna zarar vermesini engellemeye yönelik çalışırlar.

Reflü tedavisinde endoskopik yöntemler de tercih edilebilir. Fakat bu yöntemler henüz yeni oldukları için ciddi problemlere sebep olabilir. Bu nedenle sadece seçilmiş hastalarda uygulanmalıdır.

Gastroözefageal reflü tedavisinde seçilebilecek son yöntem ise cerrahidir. Ameliyat yöntemi modern tedavi yöntemlerinin gelişmesiyle oldukça az tercih edilebilir hale gelmiştir. Fakat tedaviye yanıt vermeyen ve ciddi rahatsızlıkları olan hastalarda hala uygulanabilmektedir.

Reflü Tedavi Edilmezse

Reflü mutlaka tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlıktır. Kendi kendine geçmez, tedavi verilmesi gerekir. Uzun süre boyunca hastanın hayat kalitesini bozmak dışında bir etkisi olmaz fakat zaman içinde hastada reflüye bağlı komplikasyonlar (ek hastalıklar) gelişir. Bunlardan kısaca bahsetmek gerekirse şunlardır:

Peptik striktür: Mide ve yemek borusunun birleştiği yerde bozulan doku yapısından ötürü yapışıklıklar görülmeye başlanır. Bu tedavisi zor bir durumdur. Hastada yutma güçlüğü yaşanmasına neden olabilir.

Özefajit: Yemek borusunun mideye yakın bölümlerinde, sürekli asitli içerikle temas etmekten dolayı aşınmalar ve dokularda tahribat meydana gelir. Bu da daha ileri yemek borusu hastalıklara zemin oluşturur. Hastada kanama ve demir eksikliğine sebep olabilir. Kanama, genelde gizli kanama şeklinde oluşur ve dışkı testlerinde saptanır. Kanın ağızdan gelmesi nadir görülmektedir.

Barrett özefagusu: Reflünün en önemli ve en ileri komplikasyonudur. Yemek borusunun son bölümleri sürekli olarak asitli mide içeriğiyle temas ederse, zamanla bu bölgelerde metaplazi dediğimiz bir tablo oluşur. Metaplazi, buradaki hücrelerin değişerek yerini başka tip hücrelere bırakmasıdır. Aslında buradaki dokunun bir savunma mekanizmasıdır. Fakat vücut için doğal bir süreç değildir. Barret özefagus prekanseröz (kansere dönüşebilen) çok önemli ve ciddi bir komplikasyondur. Endoskopik yöntemlerle biyopsi (örnek doku) alınarak tanısı konur. Nadir görülür fakat peptik striktürü (yapışıklığı) olan hastalarda sıklığı artmıştır. Bir kere oluştuktan sonra cerrahi yada medikal bir tedavisi yoktur, ancak sık gözlemle kontrol altına alınmaya çalışılır.

Barret özafagus tanısı konan hastaların %10’unda yemek borusu kanserine dönüşür. Tutulum yerinin büyüklüğü fazla ise, hastada sigara-alkol alışkanlığı varsa ve hasta erkekse kansere dönüşme oranı artmaktadır.

Görüldüğü üzere reflü basit tedavi edilebilen bir hastalıktır. Fakat hafife alınıp tedavisi geciktirilmemelidir. 

Reflüye Ne İyi Gelir?

Reflüye iyi gelen şeyler genel olarak şöyledir:

  • Az az ve sık sık yiyecek tüketmek,
  • Uzun süre aç kalmamak ,
  • Lifli gıdaların tüketimi (sebzeler, asitli olmayan meyveler, kuru baklagiller, tahıllar, pirinç, yulaf gibi),
  • Besinleri uzun süre çiğnemek,
  • Rahat ve sıkmayan kıyafetler,
  • Yatak başını yükseltmek ve ya birden fazla yastık kullanarak uyumak.
  • Bunların yanı sıra faydasını gördüğünüz başka yiyecekler varsa tüketebilirsiniz. Bitki çayları ve suları konusunda her duyulanı uygulamak,tahmin edilemeyen yan etkiler ortaya çıkabilir. Bunun yerine tedavinizi aksatmamaya ve yaşam stilinizi düzeltmeye özen gösterin.

Reflüye Ne İyi Gelmez?

Reflüye iyi gelmeyen ve kaçınılması gereken pek çok şey vardır. Bunlar genel olarak şöyledir: 

  • Acı, baharatlı soslar ve yiyecekler,
  • Asitli içecekler (kola, gazoz, ice-tea, soda gibi),
  • Greyfurt, portakal, mandalina gibi asit oranı yüksek meyveler,
  • Yağlı ve ağır yiyecekler, kızartmalar, şerbetli tatlılar,
  • Tuz oranı yüksek yiyecekler (salamuralar, turşular, konserveler, salçalar gibi) ve
  • Nane aromalı her türlü yiyecek, içecek ve taze nane mide kapakçığının gevşemesine sebep olur. Mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
  • Domates içeren çoğu yiyecek ve çiğ domates. Domates asitli içeriğe sahip bir sebzedir, domatesli soslar, salçalar, çorbalar reflüyü arttırabilir.
  • Kahve ve diğer kafeinli içecekler de mide kapakçığını gevşetir.
  • Çikolata ve kakaolu besinler de kapakçıkları gevşetir.
  • Soğan ve sarımsak tüketimi kişiye bağlı arttırabilir.
  • Aşırı sıcak çay, kahve, çorba tüketilmemelidir.
  • Süt ve süt ürünleri midede gaz artışına sebep olabilir.
  • Sakız çiğneme esnasında hava yutulur ve bu midede şişkinliğe yol açarak reflüyü arttırır.
  • Yemeklerden sonra hemen uzanmak ve tok karınla yatmak kesinlikle önerilmez.
  • Kabızlık, aşırı kilo gibi sebepler karın içi basıncı arttırarak reflüyü alevlendirebilir.

Bu faktörlerden genel olarak uzak durulması gerekir fakat reflü tedavisi günümüzde bireyselleştirilmiş olarak uygulanmaktadır. Bu faktörlerden sizi etkilemeyenler varsa tüketimine devam edebilirsiniz.

Reflü İlaçları

Reflünün ilaçla tedavisinde en önemli mekanizma, mide asidinin azaltılması ya da yemek borusunu bu asidin zararlı etkilerinden korumaktır.

Antiasit ilaçlar: Antiasit ilaçlar reflü semptomlarını hızlıca kontrol altına alıp yatıştıran en temel ilaçlardır. Diğer tedavilere ek olarak da kullanılabilirler. Reflü başlangıç aşamasında ve hafif ise tek başlarına yeterli etkiyi gösterirler.

Alginat (alginik asit): Piyasada en çok satılan sindirim sistemi ilaçlarından biridir. Özellikle gebelerde kullanımının uygun olması avantajı vardır. Alginat, mide içini koruyucu bir tabakayla kaplar ve içeriğin yemek borusuna çıkmasını engelleyerek etkinlik gösterir.

H2 reseptör blokörleri: H2, histamin adı verilen ve vücudun ürettiği bir maddedir. Bu maddenin sinir uçlarından salınmasıyla birlikte midede asit salgısı da artar. Histaminin kendine ait reseptörlerinin (almaç) devreden çıkarılması (bloke edilmesi) ile midede asit salgılanması bastırılır. Gece semptomlarına daha etkin oldukları için, uyku öncesinde alınmaları tavsiye edilir. Bu ilaçların bazıları ranitidin, famotidin, simetidin ve nizatidindir.

Proton pompa intibitörleri (PPI’lar): Proton, hidrojen atomunun diğer adıdır. Hidrojen de mide asit salgısının, hidrojen klorürün (HCl) esas bileşenlerinden biridir. Hidrojen ile klor, mide bezlerinden ayrı ayrı salgılanır ve asit olarak birleştirilir. Bu aslında mideyi zararlı faktörlerden, bakterilerden, parazitlerden korumak için var olan gerekli bir işlevdir. Fakat reflü hastalığının kontrol altına alınabilmesi için bu asit salınımının azaltılması gerekir. Proton pompa inhibitörü dediğimiz ilaçlar, bu hidrojenlerin mideye pompalanmasını azaltarak asit salgısını normal sınırlara getirir. Mide içeriğinde daha az asit olması sebebiyle, yemek borusuna kaçsa dahi yan etkiye sebep olmamasını sağlamaktadır.

Orta ve şiddetli reflü tedavisinde PPI’lar devreye girer. H2 reseptör blokörleri ile beraber kullanımı etkilerini azaltabilir. Bu nedenle doktorunuzun bilgisi dışında ilaçları kombine etmemeniz önerilir. Belli süre düzenli kullanım ile birlikte hastaların yaklaşık %90’ında iyileşme görülür. Bu ilaçlarda kullanılan etken maddelerin bazıları omeprazol, pantoprazol, lansoprazol, rabeprazoldür.

Prokinetikler: Prokinetikler, mide hareketlerini ve midenin içeriğini ince bağırsağa boşaltmasını hızlandıran ilaçlardır. Tek başlarına kullanılmazlar. Genelde reflü problemini gidermede yeterli gelmezler ve bu sebeple diğer tedavilere ek olarak kullanılırlar. Daha çok reflüyle beraber bulantı-kusma ve hazımsızlık yaşayan hastalara verilir. Metoklopramid ve domperidon etken maddelerini içeren ilaçlar bu amaçla verilebilir.

Reflü Ameliyatı

Reflüde ameliyat hastaların yaklaşık %10-15’i için bir seçenek olmaktadır. Genel olarak çoğu hasta yaşam tarzı değişikliği ve ilaçlardan fayda görür. En sık uygulanan ameliyat yöntemi Nissen fundoplikasyonudur. Bu operasyonun temel mekanizması, daha önce bahsettiğimiz yemek borusunun altındaki kapakçığın basıncını arttırarak mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasının önlenmesidir. 

Reflü, ilaçlarla kolay tedavi edilebilir bir hastalık olduğu için ameliyat edilecek hastanın seçilmesi için şu kriterler önemlidir :

  • Genç hastalarda seneler boyu ilaç kullanımının yan etkileri olabileceği için, hastanın tercihi de göz önünde bulundurularak ameliyat yapılabilir. Hasta ne kadar gençse ameliyat o kadar tercih sebebidir.
  • Hastanın semptomlarının tipi, şiddeti ve yarattığı rahatsızlık düzeyi,
  • İlaç tedavisine ara verildiğinde ya da bırakıldığında hızla eski hale dönmesi,
  • Hastalarda karın içi diyafram fıtıklarının bulunması,
  • Uzun süreli ve düzenli ilaç tedavisi alamayacak maddi, sosyoekonomik yada psikolojik durumda olan hastalar ile
  • Kanama ve yapışıklıkların fazla olduğu, komplikasyonlar gelişmiş hastalardır.

Gebelikte Reflü Hastalığı

Reflü gebelerde oldukça sık rastlanan bir sağlık problemidir. Gerek bebeğin rahim içinde büyüyerek mideye baskı yapması, gerek salgılanan gebelik hormonları reflünün ortaya çıkmasına sebep olur. Reflü, gebelikle beraber ilk kez ortaya çıkabilir. Ancak var olan reflüde artış da meydana gelebilir. Gebelikte güvenli tedavi için özellikle alginat içeren ilaçlar kullanılmaktadır, bebeğe bir zararı yoktur. Gebeler de diğer hastalar gibi diyetlerine dikkat etmeli, yemekten sonra hemen uzanmamalı, az az ve sık yemek yemeli, reflülerini alevlendiren yiyecek içeceklerden uzak durmalı, yüksek yastıkta ve sol taraflarına dönerek uyumalılardır.

Çocuklarda Reflü Hastalığı

Reflü hastalığı çocuklarda da görülebilmektedir. Çocuklar çok küçük olmasa bile, göğüsteki yanma hissini doğru anlatmakta zorlanacakları için şikayetleri aile ve doktorlar tarafından farklı algılanabilir. Genelde göğüs ağrısını anlatırken ilk olarak akciğer veya kalp hastalıklarından şüphelenilir. Çocuğun şikayetleri dinlendikten sonra genel muayene yapılır ve göğüs ağrısının kaynağı araştırılır. 

Daha büyük çocuklarda bunlara gerek kalmadan şikayetlerin ve tıbbi hikayenin sorgulanmasıyla tanı kolayca konabilir. Tedavisi için yetişkinlerde olduğu gibi antiasit ilaçlar, H2 reseptör blokörleri ve PPI’lar öncelikle kullanılır.

Çocuklarda reflü hastalığı tanısı için, yetişkinlerde olduğu gibi kontrol amaçlı asit salgısını azaltan ilaçlar verilir ve sonuca bakılır. Eğer ilaçlar iyi geliyorsa tanı konmuş olur. Fakat;

  • Demir eksikliği anemisi saptanırsa,
  • Yaşına göre boyu ve kilosunda düşüklük varsa,
  • Kanama saptandıysa,
  • Sık sık safralı ya da safrasız kusma oluyorsa,
  • Çocuk yemek yemeyi reddediyor ve ardından hemen kusuyorsa,
  • Lokmaları yutmakta zorlanıyor veya ağrı yaşadığından bahsediyorsa,
  • Öksürük krizleri yaşıyorsa,
  • Sık sık boğaz enfeksiyonu geçiriyorsa,
  • Diş çürümeleri sık oluyorsa,

mutlaka endoskopi yapılıp problemin sebebi net olarak ortaya konmalıdır. 

Çocukların beslenmesi ve yaşam stilinin düzeltilmesi tedavinin özünü oluşturur. Henüz anatomik yapıları tam olarak oturmadığı için genellikle ameliyat önerilmez. Hastalık, çocukların yaşlarına uygun bir şekilde anlatılmalı ve sağlıklı bir yaşam sürmek için öğrenmeleri gereken alışkanlıklar kazandırılmalıdır. Tok karınla yatmamak, karın içi basıncını arttıran sporları (ağırlık kaldırmak gibi) yapmamak, kabız kalmamaya dikkat etmek, sık sık ve az az beslenmek gibi alışkanlıklar çocuklara öğretilmelidir.

Çikolata, kahve, asitli içecekler, çok sıcak içecekler, acı, tuzlu ya da fazla baharatlı gıdalar; hatta domates, limon, portakal gibi doğal asitli gıdalar yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da reflüye sebep olabilir. Yemeğin hemen ardından yatay pozisyonda uzanılmaması ve uyunmaması gerekir. Reflü, geceleri sık sık uyanmaya ve uyku bozukluklarına sebep olabilir. Çocuklarda da fazla kilo varsa verilmesi, kabızlık ve tuvalet eğitimi problemi varsa giderilmesi gerekir.

Bebeklerde Reflü Hastalığı

Bebeklerde de reflü hastalığı görülebilir. Ancak bebeklere özel çok önemli bir başka durum, fizyolojik reflüdür. Fizyolojik, vücudun normal işleyişine uygun, doğal anlamına gelmektedir. Mide ve yemek borusunun birleştiği yerde, oradaki kas ve bağ dokuları tarafından meydana getirilen, aslında kapakçık şeklinde olmayan ama bu görevi gören sfinkter (kapakçık) yapıları vardır. Bu yapılar yemek borusundan mideye gıda geçerken açılır, sonrasında sıkıca kapanır. Reflü hastalığı bu sıkı kapanmanın bozulması durumudur. Fakat bebeklerde doğal olarak bu kapakçık yapıları tam gelişmediği için reflü görülebilir. 

Bebekliğin ilk 6 ayında sıklıkla görülür, 1 yaşına kadar görülmeye devam edilebilir. Sonrasında bebek büyüdükçe azalarak tamamen geçmesi gerekir. Yani 1 yaşına kadar ara sıra olan kusmalar normal kabul edilir. Bu durumda hekimlerin ve ailenin yanlış tanılarla gereksiz ilaç kullanımına ya da gereksiz tetkiklere dikkat etmesi gerekir.

Fakat bebeğin yaşına göre yeterli kilo alımı yoksa, her yemeğin ardından kusup beslenemiyorsa, beslenmeden sonra yaşadığı negatif belirtilerden dolayı beslenmeyi reddediyorsa, patolojik (hastalık olan) reflüden şüphe etmek gerekir. Bu noktada hekimlerin de yanılgıya düşmemesi için hasta yakınlarının belirtileri tamamıyla doğru ve eksiksiz anlatmaları gerekir. 

Eğer çocuğun doğuştan sahip olduğu başka hastalıklar ya da kullandığı ilaçlar varsa bunların da hekime söylenmesi şarttır.

Bebeklerde özellikle reflü benzeri semptomlara neden olabilecek anatomik hastalıklar da sık görüldüğünden, tanısının konması için baryumlu grafi, endoskopi, asit ph monitorizasyonu, sintigrafi gibi farklı tetkikler istenebilir.

Eğer reflü teşhisi konduysa bebeklerin gece süt alımı sınırlandırılmalı, sol tarafı üzerine yatırılmalı, biraz daha büyük bebeklerde yatak başı yükseltilmeli ve doktorun önerileri uyulmalıdır.

Reflü için Hangi Doktora Gidilir?

Gastroözefageal reflü tedavisiyle ilgilenen esas bölüm dahiliyenin bir alt dalı olan gastroenteroloji bölümüdür. Fakat reflü tedavisi için aile hekiminize de başvurabilirsiniz. Vereceği ilaçları düzenli kullanmanız ve diyetinize dikkat etmeniz durumunda dahiliye uzmanına başvurmanız gerekmez.

Aile hekiminiz gerekli görürse sizi ayrıca yönlendirecektir.

Makaleyi faydalı buldun mu?
3
0
Makeleyi Paylaşın

Reflü ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Reflü özellikle iman tahtası kemiğinin arkasında yanma yapar. Bu tipik bir semptomdur. Bazı hastalarda atipik olarak yaygın göğüs ağrısına da sebep olabilir. Bu zaman zaman kalp krizi zannedilip hastalarda endişeye yol açabilir.

Reflünün belirtileri arasında normal şartlarda sırt ağrısı ya da kol ağrısı yoktur. Yaşadığınız ağrı hissinin başka bir nedeni olabilir. Sırt ağrınız ya da kol ağrınız varsa doktorunuza danışmalısınız.

Reflü esnasında asitli mide sıvılarının solunum yollarına da geçmesi sonucu tahrişler oluşur ve bu öksürüğe neden olabilir. Bilinen bir hastalıktan kaynaklanmıyorsa ve geçmeyen bir kuru öksürüğünüz varsa bunun nedeni reflü olabilir. Bu durumda reflü olup olmadığını anlamak için mutlaka bir doktora gitmeniz gerekir.

Bebek sık sık ve az miktarlarda emzirilmeli tıka basa doyurulmamalıdır. Bebeğin mümkün olduğunca dik veya oturur pozisyonda emzirilmesi gerekir, tamamen yatay konumda olmamalıdır. Bebeği emdikten sonra biraz dinlendirin, hemen hoplatıp zıplatmayın. Gece uyutmadan 2 saat önce beslemeyi kesin.
Evet reflü tedavi edilebilen bir hastalıktır fakat ilaç tedavisi bırakıldıktan sonra yaşam tarzı değişikliklerine dikkat edilmezse genelde tekrarlar. Bütün hayatınız boyunca beslenme önerilerine uymanız önemlidir.