Bipolar Bozukluk

Bipolar bozukluk; manik, hipomanik ve depresif ataklarla karakterize bir psikiyatrik hastalıktır. Dört alt tipi olup, uygulanacak tedavi yöntemleri farklılık göstermektedir.

Bipolar Bozukluk (Manik Depresif) Nedir?

Bipolar bozukluk, eski adıyla Manik-Depresif bozukluk manik, hipomanik ve depresif ataklarla ayırt edilen bir psikiyatrik hastalıktır. Psikiyatrik hastalıklar sınıflandırılmasında, "duygudurum bozuklukları" içinde yer almaktadır. Bu halde, duygulanım (affect) ve duygudurum (mood) kavramlarından bahsetmek de faydalı olacaktır. Duygulanım bir kişinin içinde bulunduğu geçici ruh halidir. Anlık değişebilir, dış faktörlerle ve bizim dışımızdaki hayatla çok ilişkilidir. Örneğin; mutlu, kızgın, heyecanlı olmak birer duygulanımdır. Benzetme yapmak gerekirse ‘misafir’ gibidir, eve gelip gider. Duygudurum ise, kişinin ruh yapısının uzun dönem boyunca dışarıdan ve içeriden gözlemlenebilen yaygın ve kalıcı halidir. Benzetme yapmak gerekirse ‘ev halkı’ gibidir, en azından belli süre sabit ve herkesçe bilinen, esası oluşturan yapıdadır.

Duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar bozukluk gibi) kişileri anlık değil, uzun süre boyunca belirli düşünce ve davranış kalıplarına hapsederek yaşam kalitesinde ciddi bir düşüşe yol açar. Bu hastalıklar belli dönemlerde ataklar halinde gelir ve gider. Ataklar arasında duygusal ve fiziksel olarak, hasta gayet normal olabilir.

Bipolar, kelime anlamı olarak "iki uçlu" anlamına gelmektedir.

Bu iki uç aslında aşırı neşe, hareketlilik, heyecan ve yükselmiş duygudurumu ile aşırı düşmüş, enerjisini yitirmiş, karamsar, çökkün bir duygudurumu anlatmaktadır. Bipolar bozukluk modern psikiyatrik sınıflamalardan önce pek çok kez tanımlanmaya çalışılmıştır. Yeni keşfedilen bir durum değildir. Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığı %1 civarındadır. Fakat alt tipleri ve benzer durumlarıyla beraber bu oran artabilir.

Bipolar bozukluk ataklar halinde meydana gelir. Bu ataklar, manik, hipomanik, depresif ya da karma özellikte olabilir.

Manik ataklarda hastanın ruh hali yükselir. Yani, aşırı mutlu, hareketli, heyecanlı ve enerjik davranışlar gösterir.

Hipomanik ataklarda mani kadar olmasa da yine duygudurum yükselir. Depresif dönemde ise dibe vurur. Bütün bu savrulmalar hastanın günlük yaşamını ciddi oranda sekteye uğratır, işini yapmasını, aile yaşamını sürdürmesini, bilişsel fonksiyonlarını devam ettirmesini çok zorlaştırır. Zaman zaman ataklar hastaneye yatış gerektirecek kadar ağır olabilir.

Bipolar bozuklukta görülebilen manik ataklar, psikotik özellikli, postpartum (lohusa sendromu) başlangıçlı, mevsimsel özellikli ve hızlı döngülü olmak üzere 4 alt tipe ayrılır:

Psikotik özellikli ataklar esnasında, sanrılar (halüsinasyonlar) ve hezeyanlar görülebilir. Hasta ve etrafındakiler için tehlike arz edebileceğinden genelde hastanede tedavi edilir. Mevsimsel özellikli olan manik ataklar ise genelde yaz ve bahar dönemlerinde, havanın güzelleşmesine paralel artış gösterir.

Postpartum yani lohusa sendromu başlangıçlı olanlar, doğum sonrası dönemde başlar. Hızlı döngülü olanlar ise senede 4’ten fazla atağın görüldüğü atakları ifade eder.

Bipolar bozukluğun genel olarak kabul edilen 4 alt tipi vardır:

Bipolar 1 tanısı için hasta mutlaka hayatında en az 1 kez manik atak geçirmiş olmalıdır.

Bipolar 2 için ise manik atak geçirmiş olmak şartı mevcut değildir. Hastanın yalnızca depresif ataklar geçirmesi ile de görülebilir. Bu açıdan tanısı en zor konan bipolar tipidir, sıklıkla majör depresyon tanısı alırlar ve bu yüzden tedavileri gecikir.

Siklotimik bozukluk ise hipomanik ve depresif atakların birbirini izlediği, hastanın sık sık bu döngüyü yaşadığı, nispeten daha hafif bir bipolar bozukluk tipidir.

Bipolar bozukluğun ya da benzer semptomların altında alkol ve madde kullanımı, başka ilaçlar, organik beyin hastalıkları gibi sebeplerin yatabileceği unutulmamalı, bunlar iyi tetkik edilmelidir.

Bipolar Bozukluk (Manik Depresif) Belirtileri Nelerdir?

Bipolar bozukluk temel olarak duygudurumun yükseldiği (eleve olduğu) "mani", maniden biraz daha düşük şiddette ama yine duygudurum yüksekliği görülen "hipomani" ve duygudurumun düşüp çökkün hale geldiği (deprese olduğu) "depresyon" dönemlerinden oluşur. Mani döneminde hastalar pek çok alışılmışın dışında hareket sergileyebilir. Bunlardan bazıları şöyle olabilir:

  • Artmış öz güven ve yükselmiş ruh hali,
  • Uyku ihtiyacında ve süresinde azalma,
  • Uyku süresi ve ihtiyacında azalmaya tezat oluşturacak bir enerji yüksekliği,
  • Aşırı hareketlilik,
  • Fazla konuşmak, konuşmaya başlayınca susmamak,
  • İştah açılması,
  • Kilo alma ya da kilo verme,
  • Fikir uçuşması (düşüncelerin birbirini kovalıyormuş gibi hızlıca geçmesi),
  • Dikkat ve konsantrasyon azalması,
  • Günlük iş/okul performansında düşüş,
  • Normalde harcamayacağı kadar para harcamak (ihtiyacı olmayan şeyleri almak, çok miktarda borç para vermek gibi),
  • Dürtüsel ve tehlikeli olabilecek davranışlar (aşırı hızlı araba kullanmak, bilmediği, yapmadığı tehlikeli sporlara ani ilgi göstermek gibi) ve
  • Cinsel istekte artış.

Depresyon döneminde ise hastaların duygu durumunda çökkünlük izlenir. Bu çökkünlük hepimizin sıklıkla deneyimlediği gibi basit, sıradan bir moral bozukluğu gibi olmamalı, hastanın günlük yaşamını sürdürmesine engel olacak düzeyde olmalıdır. Bu duruma depresif atak adı verilir. Depresif atakta ise şu semptomlar izlenebilir:

  • Mutsuz, hüzünlü ve üzüntülü ruh hali,
  • Umutsuzluk, boşluk veya değersizlik hissi,
  • Kolay alınma, kolay sinirlenme,
  • Daha önce keyifle yaptığı aktivitelerden, hobilerden, ilgi alanlarından artık keyif almama,
  • Enerjisizlik, keyifsizlik,
  • Çok uyuma, uyku süresinde artma buna rağmen dinlenmemiş ve yorgun uyanma,
  • Az uyuma, uykuya dalmada güçlük, sık sık uyanma,
  • Dikkatte ve bilişsel fonksiyonlarda azalma,
  • Ölüm düşüncesi, intihar düşüncesi ve planlaması ya da intihar girişimi.

Bipolar Bozukluk (Manik Depresif) Nedenleri Nelerdir?

Bipolar bozukluğun henüz üzerinde tam olarak uzlaşılmış belli bir sebebi yoktur. Araştırmaların bize gösterdiği kadarıyla duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar bozukluk gibi) diğer psikiyatrik hastalıklara göre daha fazla genetik temele dayanmaktadır. Bir ebeveyninde bipolar bozukluk görülen çocukların %8, tek yumurta ikizinde bipolar bozukluk olan kişilerin ise %35 ihtimalle bipolar bozukluğa sahip olması bunu kanıtlayan bir veridir. Fakat tam olarak belirli genlerle aktarılan, aile içinde doğrudan alt nesillere geçen bir hastalık değildir. Ortaya çıkması için çevresel faktörler ve genetiğin bir araya gelmesi gerekir.

Çevresel faktörlerin en önemlisi aile yaşamıdır. Genetik yatkınlığı olan kişilerde aile yaşamının da destekleyicilikten ve şefkatten uzak olması, iletişim eksikliği yaşanması, boşanmalar, sık yaşanan tartışmalar, aile içi her tür şiddet yatkınlığı tetikleyerek hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıracaktır.

Bipolar Bozukluk (Manik Depresif) Teşhisi

Bipolar bozukluk teşhisinde ilk adım bipolar bozukluğun alt tipine karar vermektir. Bipolar bozukluğun temel olarak tanımlanmış 4 alt tipi vardır. Bu tipler şu şekildedir:

  • Bipolar 1,
  • Bipolar 2,
  • Siklotimik bozukluk ve
  • Tanımlanmamış bipolar bozukluk.

Bipolar 1 bozukluk teşhisi koymak için hastanın yaşam süresi boyunca en az 1 kere manik atak geçirmiş olması gerekmektedir. Bir yükselmiş duyguduruma manik atak teşhisi konabilmesi için, belirtilerin belli bir miktarının hastada en az 1 hafta boyunca, haftanın neredeyse her günü yaşanması gerekir. Ayrıca, bu belirtilerin hastanın fonksiyonelliğini bozacak (günlük hayatını pek çok açıdan engelleyecek) düzeyde olması şartı mevcuttur. Son olarak bu belirtilerin herhangi bir ilaç, madde kullanımına ya da başka bir tıbbi duruma dayanmaması gerekir.

Bipolar 2 bozukluk teşhisi koymak için, manik atak geçirmiş olmak gerekmemektedir. Yalnızca depresif atak teşhisi konabilmesi yeterlidir. Depresif atak teşhisi koymak için, belirtilerin belli bir miktarının en az 2 hafta boyunca, haftada neredeyse her gün devam etmesi ve içlerinde mutlaka depresif ruh halinde olmak veya ilgi-istek azalması semptomunun bulunması gerekir. Ayrıca, bu belirtilerin hastanın fonksiyonelliğini bozacak (günlük hayatını pek çok açıdan engelleyecek) düzeyde olması şartı mevcuttur. Son olarak da bu belirtilerin, herhangi bir ilaç, madde kullanımına yada başka bir tıbbi duruma dayanmaması gerekir.

Yalnızca depresif atakla tanı alabilmesi, başta depresyon (unipolar duygudurum bozukluğu) olmak üzere pek çok hastalıkla ayırıcı tanısının yapılmasını zorlaştırmaktadır.

Siklotimik bozukluk teşhisi koymak için, hastanın depresif veya manik atak tanımını tam olarak karşılamayan atakları en az 2 sene (ergen ve çocuklarda 1 sene) art arda yaşanması gerekir. Aralarında 2 aydan daha uzun zaman bulunmamalı ve birbirini takip eden nitelikte olmalıdır. Ayrıca, bu ataklar manik, hipomanik ya da depresif atak tanımlarının hiçbirine tam olarak uymamalıdır. Belirtileri daha iyi açıklayacak bir psikiyatrik hastalık bulunmamalıdır (Şizoaffektif bozukluk, kişilik bozuklukları gibi).

Son olarak da bu belirtilerin herhangi bir ilaç, madde kullanımına ya da başka bir tıbbi duruma dayanmaması gerekir.

Bipolar Bozukluk (Manik Depresif) Tedavisi

Bipolar bozukluğun henüz kalıcı bir tedavisi bulunmamaktadır. Tedaviler, atakları kontrol altına almak, hastanın yaşam kalitesini arttırmak ve hastanın kendisine ya da çevresine zarar vermesini engellemek üzerinedir.

Hastalığın alt tipi belirlendikten sonra tedavi safhası vakit kaybetmeden başlamalıdır. Tedavide esas olarak psikoterapi ile birlikte ilaç tedavisi en çok tercih edilen yöntemdir.

Psikoterapi, hastanın duygulanımlarını düzenleyip yeni ataklara girmesine engel olma amacı taşır. Hastanın stres yönetimini öğrenmesi, atakları başlatabilecek gelişmelere karşı direnç kazanması en önemli kazanımdır. Bunun yanı sıra, hastanın ilaç tedavisine uyumunun artması ve bipolar bozuklukla beraber seyreden başka psikolojik durumlar varsa bunların tedavisi için de psikoterapinin etkinliği kanıtlanmıştır. Psikoterapi en sık bilişsel-davranışçı terapi yöntemiyle uygulanmaktadır. İlaç tedavisi olmadan yeterli bir etkinliği olmayıp destekleyici tedavi olarak önemlidir.

Bipolar Bozukluk (Manik Depresif) Tedavi Edilmezse

Bipolar bozukluk tedavi edilmezse, mani ve depresyon dönemlerinin süresi uzar ve ataklar şiddetlenir. Ataklar arasındaki semptomsuz iyilik dönemi kısalır. Sık yaşanan ataklar hastanın günlük yaşantısından kopmasına, akademik uğraşlarını sürdürememesine, aile ve sosyal çevresiyle ilişkisinin bozulmasına ve neticesinde işlevselliğinin çok ciddi düzeyde bozulmasına yol açar.

Bu şekilde hayat akışından gittikçe kopan hasta özellikle depresyon dönemlerinde intihar girişimlerinde bulunabilir.

Bipolar bozukluk mutlaka tedavi edilmesi gereken, tedavi edilmenin yanında sürekli kontrol altında tutulması ve izlenmesi gereken bir hastalıktır. Bu süreçte hasta yakınlarına çok iş düşmektedir. Hastalar mümkün olduğunca gözlemlenmeli, duygudurumlarında bir düşme ve tırmanma olması durumunda doktora başvurulmalıdır.

Bipolar Bozukluğa (Manik Depresif) Ne İyi Gelir?

  • Bipolar bozukluk için de, diğer tüm psikiyatrik durumlar gibi çevresel destek en önemli faktördür. Hastalar mutlaka yakınlarıyla iyi ilişkiler içinde olmalı, yargılanmamalı, stres ve baskı altında hissetmemelidir.
  • İş yerinde veya akademik hayatta da stres seviyesini mümkün olduğunca aşağı çekmeleri gerekir. Stres yönetimi için gerekirse psikoterapi alınmalı, bu durumda yapılacaklar öğrenilmelidir.
  • Düzenli ve yeterli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak çok faydalıdır.
  • Madde kullanımı ve ilaç istismarı mutlaka önlenmelidir.
  • Alkol mümkün olduğunca az alınmalıdır. Hiç alınmaması tavsiye edilir.
  • Uyku düzeni sağlamak, stresin azalması ve hayat rutininin oturması için önemlidir. Uykunun mutlaka yeterli sürede (en az 7 saat) ve doğru zamanda gece uykusu olarak alınması gerekir.
  • Nefes egzersizleri, meditasyon, yoga gibi stres azaltıcı aktiviteler iyi gelebilir.
  • Hobi edinmek ve keyifli vakit geçirmek iyi gelebilir.
  • Kişisel problemler ve günlük yaşanan stresle başa çıkma yöntemleri öğrenilmeli, bu konuda gelişim sağlanmalıdır.

Bipolar Bozukluğa (Manik Depresif) Ne İyi Gelmez?

  • Stresli ve olumsuz yaşantılar bipolar bozukluğu en çok tetikleyen faktörlerin başında gelir.
  • Hastalar yalnız yaşayabilir fakat duygusal olarak yalnızlık ve terk edilmişlik hissi yaşamalarının önüne geçilmelidir. Ayrıca sürekli gözlem altında tutulmaları ve ihmal edilmemeleri, atakların zamanında yakalanması ve tedavi edilmesi için çok faydalı olur.
  • Alkol ve madde kullanımı atakların sıklığını arttırır.
  • Gebelik ve doğum sonrası dönem kadın hastalarda ataklara yol açabilir.
  • Yaşam düzeninde ani değişiklikler (bir yakını kaybetmek, taşınmak, işten kovulmak gibi) atakları arttırabilir.
  • Havanın çok kapalı olması depresif atakları, çok sıcak ve güneşli olması ise manik atakları tetikleyebilir.
  • Herhangi bir ekstra bedensel ya da ruhsal hastalık sahibi olunması hastayı strese sokabilir.
  • Bipolar bozukluk için kullanılan ilaçlar, özellikle de lityumun kandaki düzeyi pek çok ilaçtan etkilenerek artıp azalabilir. Bunun önüne geçilmesi için başka bir ilaç kullanılacağı zaman doktorunuzu mutlaka bilgilendirin.
  • Az su tüketmek, çok tuz tüketmek lityum atılımını bozacağından mutlaka engellenmelidir.
  • Kontrolleri kaçırmak ve ilaç alımlarını aksatmak asla önerilmez, bu konuların titizlikle üzerinde durulmalıdır.

Bipolar Bozukluk (Manik Depresif) İlaçları

Bipolar bozukluğun tedavisinde kullanılan temel ilaç grubu duygudurum stabilizatörleridir (dengeleyicileri). Bunların yanında depresif dönemlerde antidepresanlar, manik ya da depresif dönemlerin kontrol altına alınamadığı durumlarda ise anti-epileptikler dediğimiz ve esas olarak epilepsi (sara) hastalığı için üretilmiş ilaçlar kullanılır. Bazen duygudurum dengeleyicilerin etkisini güçlendirmek amacıyla esas amacı şizofreni tedavisi olan antipsikotikler de kullanılabilir.

Lityum: Lityum elementinin tuz haline getirilmiş ilaç formudur. Tam olarak mekanizması bilinmese de manik ve hipomanik atakları azaltmada çok başarılıdır. Düzenli ve doğru kullanıldığında depresif atakların önlenmesinde de faydalı olduğu bilinmektedir. Bu sayede bipolar bozukluk tedavisinde ilk sırada kullanılan, "altın standart" ilaç olarak kabul edilmektedir. Lityum, tedaviye dirençli depresyon tedavisinde de kullanılmakta ve olumlu etki etmektedir. Hastaların yaklaşık %40’ı lityuma cevap verir. Cevap vermeyenler için ileri yada alternatif tedavilere geçilmesi gerekir.

Oral yoldan (ağızdan) hap formunda, genelde günde 2-3 doz olarak kullanılır. Tok kullanılması tercih edilir. Diğer ilaçlarla sık etkileşime geçer. Bu sebepten başka hastalıklara sahip hastalar mutlaka doktorlarını lityum kullandıklarından haberdar etmelidir. Lityum atak dönemlerinde de aradaki semptomsuz dönemlerde de kullanılması gereken bir ilaçtır, kullanımına ara verilmez.

Lityum konusunda bilinmesi gereken önemli bir husus da yan etkileridir. Maalesef lityum pek çok yan etkiye sahiptir. En sık görülen bulantı-kusma, ishal gibi sindirim sistemi yan etkileridir. Santral sinir sistemi yan etkilerine bağlı olarak baş dönmesi, zihin bulanıklığı, duygularda donuklaşma ve titreme de görülebilir.

Lityum kullanımına başlamadan önce doktorunuz mutlaka, tiroit ve böbrek testlerinizi görmek isteyecektir. Bunun sebebi Lityumun tiroit dokusunda birikebilmesi ve böbreklerden atılıyor olmasıdır. Böbreklerden atılan tuz türevi bir madde olduğu için sık idrara çıkma isteği ve susuzluk hissi yaşatabilir.

Lityum, kalbin işleyişine de önemli düzeyde etki edebilmektedir. Kalp atış hızında artış ve düzensizlik yapabilir. Bilinen bir kalp hastalığınız varsa lityum kullanımından önce mutlaka doktorunuzu bilgilendirmelisiniz. Kalp hastalığınız olmasa bile kalp atışınızda bir değişim (çarpıntı hissi gibi) hissederseniz mutlaka doktorunuzla iletişime geçmelisiniz.

Eğer akne (sivilce), dermatit (derinin iltihaplanması), sedef, egzama gibi cilt rahatsızlıklarınız varsa lityum kullanımıyla alevlenebilir; yoksa bu rahatsızlıklar görülmeye başlanabilir.

Lityum kullanılırken en önemli faktörlerden biri de gebelik durumudur. Kullanılırken gebe kalınması durumunda bebekte Ebstein Anomalisi denen bir kalp hastalığına yol açabilir. Benzer şekilde emzirmede de gevşek bebek sendromuna yol açtığı bilinmektedir. Gebe kalma planı olan hastalar mutlaka doktorlarını bilgilendirmeli ve ilaç değişimine gitmelidir.

Lityum, bağımlılık ve bırakıldıktan sonra yoksunluk sendromu yapmaz.

Bu yan etkilerinden ötürü mutlaka lityum kullanılırken çok dikkatli olunmalıdır. Lityum kanda hep belli düzeyde bulunması gereken bir maddedir. Azalıp artması hastalığın gidişatını etkileyeceğinden doktorunuz sık aralıklarla kontrol etmek isteyecektir. Kontrolleri aksatmamak, ilaç dozunu doktordan habersiz kendi kendinize arttırıp azaltmak asla yapılmaması gereken şeylerdir.

Valproat (Valproik asit): Lityum tedavisinde en sık kullanılan ikinci ilaçtır. Lityum gibi, hem manik hem depresif hem de koruma döneminde kullanılır. Aslında bir antiepileptik ilaçtır. (Sara hastalığı tedavisi için geliştirilmiştir.) Lityum tedavisine yanıtsız, sık döngülü hastalık geçiren (yılda 4 nöbetten fazla) ya da atakların sert geçtiği, psikotik özellikli (gerçeklikten kopuşların yaşandığı) nöbetler yaşayan hastalar esas kullanım grubunu oluşturur. Lityumla beraber ya da tek başına alınabilir. Yan etkileri arasında kilo alımı en çok öne çıkandır. Saç dökülmesi ve kadınlarda regl (adet) dönemi düzensizliği yapabilir. Kanda belli düzeyde bulunması gerekir, kontrollerin aksatılmaması düzey ayarlanması bakımından çok önemlidir.

Karbamazepin: Valproat gibi bir antiepileptik (sara hastalığı için kullanılan) ilaçtır. Kanda hep belli düzeyde bulunması gerekir. Doz ayarlaması çok önemli olup, kullanıldığı esnada karaciğer fonksiyon testleri düzenli takip edilmelidir. Lityum ve valproat gibi atak dönemlerinde de koruma dönemlerinde de ara vermeksizin kullanılır.

Lamotrijin: Valproat ve karbamazepin gibi bir antiepileptik (sara hastalığı için kullanılan) ilaçtır. Daha çok depresif dönemlerin tedavisi için kullanılmaktadır. Diğer duygudurum düzenleyicilerden farklı olarak gebelikte kullanılabilir olması tercih sebebidir. Steven-Johnson sendromu dediğimiz akut bir yan etkiye sebep olabilir. Bu ciltte kızarıklıklar, bül benzeri yapılar oluşabilen, bazen iç organları da tehdit eden ciddi bir sendromdur. Fakat görülme sıklığı oldukça düşüktür.

Antipsikotikler: Esas amaçları şizofreni ve benzeri psikotik hastalıkların tedavisidir. Atakların kontrol altına alınmasının zorlaştığı ve yan etkileri tolere edebilecek (kaldırabilecek) seçilmiş hastalarda tedaviye eklenebilir. Daha çok hastaneye yatış gereken durumlarda acil kullanılırlar.

Tipik ve atipik antipsikotikler olarak 2 gruba ayrılırlar.

Tipik antipsikotikler, daha önce bulunmuş yan etki bakımından daha ağır ilaçlardır. Yan etkilerini engellemek için biperiden etken maddesi içeren ilaçlar ile birlikte kullanılırlar.

Atipik antipsikotikler ise tipiklere göre belirgin olarak daha az yan etki yapar. Ketiapin, Olanzapin, Aripiprazol, Risperidon bu etken maddelere sahip ilaçlar bunlardır bazılarıdır. Kullanımlarındaki kolaylık nedeniyle son yıllarda giderek daha fazla tercih edilmektedirler. En önemi yan etkileri kilo alımı, kolesterol fazlalığı, tansiyon artışı, diyabete yatkınlık gibi durumlar olup bunlar birleşip metabolik sendrom dediğimiz tabloya yol açabilir.

Antidepresanlar: Antidepresanlar daha çok depresyon dönemlerinde duygudurum düzenleyicilere yardımcı olarak kullanılırlar. Mani döneminde kullanılmaları sakıncalı olup ataksız ara dönemlerde de mani dönemine kayma durumu yaratabilirler. Bu yüzden tek başlarına kullanılmaları bipolar bozuklukta pek tercih edilmez. Duygudurum dengeleyicilerle birlikte verilmeleri daha uygundur. Antidepresan ilaçlar oldukça fazla alt grubu olan geniş bir ilaç grubudur fakat hepsinin bipolar bozuklukta kullanılması uygun değildir.

Bipolar bozuklukta kullanılması uygun olan antidepresanlar  ise 3 alt gruba ayrılır. Bunlar,

  • Trisiklik antidepresanlar:  En eski ve ilk kullanıma giren antidepresan sınıfıdır. Fazla yan etki yaptıkları için artık bipolar bozukluk tedavisinde pek tercih edilmezler. Bunlar, İmipramin, Desipramin, Amiltriptilin gibi etken madde içeren ilaçlardır.
  • SSRI’lar (Selektif Seratonin Geri Alım İnhibitörleri): Sinir hücreleri arasındaki boşluklara salınan seratonin maddesinin geri alımını azaltarak beyinde aktivitesini arttırırlar. Bu da hastaların depresif duygudurumdan çıkmasına yardımcı olur. Bipolar bozuklukta da diğer depresif durumlarda da günümüzde en çok kullanılan antidepresan sınıfıdır. Bu sınıftaki ilaçlar arasında, Sertralin, Fluoksetin, Sitalopram, Essitalopram etken maddelerine sahip olan ilaçlar bulunur.
  • Diğer antidepresanlar: Farklı mekanizmalarla farklı antidepresan alt grupları içinde bulunan bazı ilaçlar da bipolar bozuklukta sıklıkla tercih edilir. Bunlar Bupropion, Mirtazapin, Reboksetin gibi etken maddelere sahip olan ilaçlardır.

Antidepresanlar içinde, maniye kayma eğilimini en çok arttıranlar trisiklik antidepresanlardır. Bu yüzden dikkatli kullanılmaları gerekir.

Gebelikte Bipolar Bozukluk (Manik Depresif)

Gebelikte bipolar bozukluk henüz üzerinde tam olarak anlaşılmış bir konu değildir. Çünkü bunun için gereken düzeyde ve büyüklükte araştırma dünya çapında da, ülkemizde de henüz yapılamamıştır. Bipolar bozukluğun hamilelik döneminde yatışacağına dair eski bir inanç mevcuttur, fakat bu her zaman geçerli değildir. Tam tersi, ilaç kullanımındaki değişikliklerden kaynaklı atak sıklığı ve şiddeti artış gösterebilmektedir.

Gebelikte bipolar bozukluğun yönetiminde karşımıza çıkan en önemli problem ilaçlar ve yan etkileridir. En sık tercih edilen ilaç olan lityum, bebekte Ebstein anomalisi (ciddi bir kalp hastalığı) oluşmasına neden olur. Bu nedenle bebeğin organlarının oluşma aşamasında yani ilk 3 ayda kullanılmaktan kaçınılır. Fakat bazen doktorunuz tarafından fayda-zarar karşılaştırması yapılarak kullanımı önerilebilir. Lityum kullanımı kesilmeyecekse gebeler mutlaka bol su içmeli ve tuz tüketimini normal sınırlarda tutmalıdır.

Valproik asit ve karbamazepin gibi antiepileptik (sara hastalığı için kullanılan) ilaçlar ise "Nöral tüp defekti" dediğimiz komplike bir probleme yol açar. Çocuğun sinir sistemini oluşturacak olan ana yapıda bozukluklar yaratabilir. Lamotrijin, valproat ve karbamazepinden etken maddelerine sahip olan ilaçlar farklı olarak gebelikte daha güvenli kabul edilmektedir.

Antipsikotikler içinde ise tipik diye adlandırılan sınıf, gebelikte nispeten daha güvenli bulunmuştur.

Antidepresan ilaçlar ise, duygudurum düzenleyiciler olmadan tek başına kullanılmaya başlarsa özellikle manik ataklarda artışa sebep olabilir.

Gebelikte bipolar bozukluk tedavisinde öne çıkan en yan etkisiz yöntem ise EKT dediğimiz, Elektrokonvülsif terapidir. EKT, halk arasında elektroşok olarak da bilinmektedir. Sanıldığı gibi korkunç bir tedavi yöntemi olmayıp artık genel anestezi altında ve hastanın maksimum konforu düşünülerek uygulanmaktadır. EKT gebelik dışında da kullanılabilen bir tedavi yöntemidir. Fakat normal zamanda ilaçla kontrol sağlanabilirken gebelikte atak kontrolü sağlayan ilaçların çoğu ciddi yan etkilere sahiptir. Bu sebeple EKT bir adım öne çıkmaktadır.

Çocuklarda Bipolar Bozukluk (Manik Depresif)

Bipolar bozukluk, çocuk ve ergenlerde de görülebilen bir hastalıktır. Ancak erişkinlerden belli başlı farklılıkları vardır. En önemli farklarından biri erişkinlerde manik ataklarda görülen neşeli ve yüksek duygudurumu, çocuk ve ergenlerde yerini irritabiliteye bırakır. İrritabilite, çabuk öfkelenme ve aşırı sinirlilikle kendini gösteren bir durumdur.

Başka bir önemli farklılık, çocuklarda ataklar erişkinlerden daha hızlı döngülü ve genelde karma özellikte olur. Aynı anda hem manik hem depresif atak semptomları gösterebilirler.

Genel olarak tüm psikiyatrik hastalıklarda geçerli olan bir durum da maalesef erken yaşta başlayan durumların daha zor tedavi edilen, daha sık nüks eden ve kronikleşmeye meyilli olmasıdır. Bu açıdan dikkatle izlenmeli, tedaviye maksimum uyum sağlanmalıdır.

Çocuklarda bipolar bozukluk ,dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile beraber görülebileceği gibi bazen bu şekilde yanlış da tanımlanabilir. Çocuklarda alışılmışın dışında davranışlar görülürse vakit kaybetmeden bir çocuk ruh ve sinir hastalıkları uzmanına başvurulması gerekmektedir.

Bipolar Bozukluk (Manik Depresif) için Hangi Doktora Gidilir?

Bipolar bozuklukla ilgilenen bölüm Ruh ve Sinir Hastalıkları (Psikiyatri) bölümüdür. İlgilenen doktorlar da psikiyatristlerdir. Hastalığın psikolojik bir hastalık olmasından kaynaklı olarak, bazen hastalardaki problemleri psikologlar da fark edebilir.

Psikologların organik (beyin kimyasıyla doğrudan ilişkili) hastalıkları tedavi etme yetkinlikleri yoktur.

Makaleyi faydalı buldun mu?
13
0
Makeleyi Paylaşın

Bipolar bozukluk ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Eğer düzelmeyi grip olup iyileşmek gibi algılıyorsak o şekilde bir düzelme yaşanmaz. Bipolar bozukluk bir ömür tedavi almayı ve yaşam stilini hastalığa göre düzenlemeyi gerektirir. Fakat bu karamsar bir cevap olarak algılanmamalıdır. İlaçlar düzenli kullanıldığı, tedaviye ve hayat stiline dikkat edildiği takdirde bipolar hastaları da normale çok yakın hayatlar yaşayabilirler. Zaten çoğu hasta atak dönemleri arası normal bir ruh halinde olur.
Bipolar bozukluk evlenmeye engel bir durum değildir. Yalnız genetik geçiş gösterebileceği bilinmeli, gebelik kararı buna göre verilmelidir. Aynı zamanda bipolar bozukluğa sahip bir bireyle evlenmek ciddi bir sorumluluk sahibi olmak demektir. Bunların hepsi göz önünde bulundurulmalıdır.
Hayır değildir. Bipolar bozukluk yaşayan bireyler genel olarak atak arası dönemlerde gayet normaldir. Çalışabilirler, okuyabilirler, günlük hayatlarında kısıtlama olmaz. Yalnız sürekli kullandıkları ilaçların yan etkileri konsantrasyon düşüklüğü, uyku hali gibi semptomlara yol açabilir. Bu durumda doktorlarıyla konuşmaları ve gerekirse ilaçlarını değiştirmeleri gerekir. Her ilaç da her yan etkisini her hastada göstermez. Bunlar tamamen kişiye özeldir. Atak zamanlarında izin kullanmaları gerekebilir. İş başvurularında mutlaka tıbbi durumun iş sahibine belirtilmesi gerekir.
Bipolar bozukluk tamamen genetik değildir fakat genetiğin hastalık üzerinde önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Bipolar hastalığınız varsa bunu çocuğunuza geçirme ihtimaliniz vardır fakat %100 değildir. Herhangi bir oran da verilemez.
Hayır, bipolar bozukluk şizofreniden farklı bir hastalık grubundadır ikisi arasında bir ilişki yoktur, birbirlerine dönüşmezler. Fakat bazen manik ataklar esnasında psikotik (hezeyanların, halüsinasyonların görüldüğü özellikte) semptomlar ortaya çıkabilir. Bunlar tedaviyle kontrol altına alınır ve atak geçtiğinde kaybolur.