Selülit

Selülit, genellikle deri bütünlüğünü bozan bir nedenden kaynaklı enfeksiyöz bir zemini üzerinden gelişir. Oral tedavi, parenteral tedavi, beta hemolitik streptokok gibi farklı türlere yönelik tedavi seçenekleri vardır.

Selülit Hastalığı Nedir?

Selülit deri ve deri altı dokusunun sık görülen kimi zaman ağrılı klinik gösteren bir tablodur. Genellikle deri bütünlüğünü bozan bir nedenden kaynaklı enfeksiyöz bir zemini üzerinden gelişir. Hastalık genellikle el, kol, ayak, bacak gibi ekstremite elemanlarını tutarken bazı durumlarda vücüdun geri kalan bölgelerinde de görülebilir. Eritem (deri üzerinde kırmızı renk değişikliği),ödem ve deri üzerinde ısı artışıyla karakterizedir. Bazen deri üzerinde kırmızı renk değişikliği olan bölge üzerinde büller(içi sıvı dolu kabarcıklar) gözlenebilir. Klinik olarak apsesiz (non-pürülan) ve apseli (pürülan) olmak üzere iki tipe ayrılabilir. Klinik özellikler olarak başta erizipel (daha yüzeysel deri ve katmanlarını tutan bir enfeksiyon çeşidi) olmak üzere birçok deri hastalığıyla karışabilir.

Deride portakal kabuğu görünümü olarak nitelendirilen genellikle karın, bacak ve kalçalarda izlenen  özellikle kadınların korkulu rüyası olan selülit ise ödemli fibrosklerotik pannikülopati olarak literatürde yerini almaktadır. Buradaki patoloji(hastalığa neden olan mekanizma) ise deri ve deri altı doku arasındaki yağ hücrelerinin bulundukları odacıkları genişletmesiyle bu odacıkları oluşturan fibröz duvarların deriyi çekmesinden ileri gelmektedir. 

Selülit Belirtileri Nelerdir?

Selülitin semptomlarını(belirtilerini) öncelikle lokal (enfeksiyon bölgesi,yerel) ve sistemik olarak ikiye ayırmak gerekir.

Yerel belirtiler;

Deri üzerinde kırmızı renk değişikliği, cilt üzerinde enfeksiyon giriş bölgesinden başlayarak çevreye genişler tarzdadır. Sınırları kesin hatlarla ayrılamaz. Selülitin erizipelden (selülitten daha yüzeyel deri katmanlarını ve lenf dokularını tutan bir başka enfeksiyon çeşidi) farklarından en önemlisi budur. Erizipelde deri üzerinde kırmızı renk değişikliği sınırları daha düzgün ve keskin iken selülitte girintili çıkıntılıdır, net hatlar yoktur . Deri üzerinde kırmızı renk değişikliği olan bölgenin üzerinde peteşiler (iltihabi reaksiyon sonucu damar dışına çıkan kırmızı kan hücrelerinin oluşturduğu kırmızı-mor noktacıklar) görülebilir.

Deri üzerinde ısı artışı, enfeksiyöz ajanların oluşturduğu inflamasyon (iltihabi reaksiyon) nedeniyle damarlarda meydana gelen vazodilatasyon (damar genişlemesi) ve vücut savunma hücrelerinin bölgeye göç etmesiyle beraber meydana gelen reaksiyonlar sonucu ortaya çıkar.

Ödem, enfeksiyöz ajanların oluşturduğu iltihabi reaksiyon nedeniyle damarlarda meydana gelen damar genişlemesi dokuya gelen kan miktarını arttırırken damar permeabilitesininde (geçirgenliğininde) beraberinde artması damar dışına doku aralığına çıkan sıvı miktarını arttırmasından dolayı meydana gelir.

Yerel ağrı, enfeksiyon bölgesinde bakterilere karşı meydana gelen reaksiyonlar sinir uçlarını uyararak ağrıya neden olur. Ödemin neden olduğu gerginlik de yine iltihabi reaksiyon bölgesinde hassasiyete ve ağrıya neden olmaktadır.

Sistemik belirtiler;

  • Ateş, selülitte yerel ısı artımının yanı sıra sistemik vücut ısında da artış izlenebilmektedir.
  • Taşikardi(yetişkinler için dakikada 100 atımın üstü),artan vücut ısısının bir sonucu olarak kalp atım hızında da artış beklenmektedir.
  • Hipotansiyon, tansiyon düşüklüğü de sellülit enfeksiyonlarında görülen sistemik bir bulgudur.
  • Konfüzyon, hipotansiyona bağlı hastada bilinç değişikliği meydana gelebilmektedir.

Selülit Nedenleri Nelerdir?

Selülit genellikle orta ve ileri yaş hastalığıdır. Selülitin en sık görülen nedeni mevcut deri bütünlüğünün bozulmasıdır. Bunun çeşitli nedenleri olabilir.

  • Travma, deri bütünlüğünü bozan en basit nedendir. Düzenli pansumanı yapılmamış, yara hijyeni göz ardı edilmiş travmalar selülit enfeksiyonu için giriş oluşturabilir.
  • Önceden var olan deri enfeksiyonları da selülit gelişmesine neden olabilmektedir. İmpetigo (bakteriyel deri enfeksiyonu), tinea pedis (ayak mantarı),varisella zoster (suçiçeği virüsü) gibi enfeksiyonlar ve böcek ısırıkları selülit için giriş kapısı oluşturabilirler.
  • Egzema, psöriazis (sedef hastalığı) lezyonları, radyoterapi tedavisi sonucunda oluşan cilt yanıkları da selülit için risk faktörlerindendir.
  • İmmunsuprese (bağışıklığı baskılanmış) kişiler selülit için risk gruplarındandır. Diyabetik hastalar(özellikle ileri derecede diyabetik olanlar,el ve ayaklarında lezyonları olanlar), hiv ile enfekte kişiler, transplant (organ nakli yapılmış) hastaları, uzun süreli kortikosteroid tedavisi alanlar bu gruba dahildir.
  • Obez kişilerde, venöz yetmezliği olanlarda ve cerrahi operasyon sonrası post operatif dönemdeki kişiler selülit için risk altındadır. Cerrahi sonrası deri bütünlüğü bozulduğu için enfeksiyona yatkınlık oluşabileceği gibi venektomi (venöz damarları çıkarma operasyonu)  gibi operasyonlardan sonra kişide venöz dolaşım (kalbe dönen kan dolaşımı) yetmezliği geliştiğinden dolayı da bu hastalarda selülit görülebilir. 

Selülit Teşhisi

Klinik

  • Selülit teşhisi genellikle anamnez (hasta hikayesi) ve fizik muayeneyle konur.
  • Hastanın cildindeki kızarıklık, ödem, ısı artışı, hassasiyet gibi hastalığın prezentasyonundaki (hastalığın kendini gösteriş şekli) belirtileri dışında fizik muayenede saptanan çevre lenf nodlarındaki şişlik tanıya yardımcıdır.
  • Klinisyen eğer tanıdan şüphe ediyorsa lezyonun etrafını bir kalem yardımıyla çizip birkaç gün sonra tekrar değerlendirmek için yeni randevu verebilir. 

Laboratuvar

  • Tanıyı desteklemek için hastadan kan örneği alınıp tam kan sayımı tetkiki istenebilir.
  • Selülit hastalarında kanda lökositoz (beyaz kan hüzcreleri sayısında artış) saptanmaktadır. 
  • Kan kültürü almak çoğu zaman faydasızdır. Hastaların %10 undan azında kan kültüründe üreme görülür. 
  • Tekrarlayan selülit hastalarında kanda ASO (Anti streptolizin-O) reaksiyonu, Anti DNAse-B testi ve Anti Hyalüronidaz testi çalışmak faydalı olabilir. Anti DNAse-B ve AHT,ASO yanıtına göre daha güvenilirdir.
  • Enfekte deri bölgesinden alınacak örneklerden yapılan kültür ve örnekleme çalışmaları da anlamsızdır. Selülit hastalarında çoğu zaman biyopsi(dokudan parça alma işlemi) gereksizdir. Malignite (kötü huylu kitle) varlığı şüphesinde, ağır sistemik bulguların eşlik ettiği hastalarda, bağışıklığı baskılanmış hastalar gibi özel hasta gruplarında dokudan parça alınabilir.
  • Enfekte bölgede bazen fluktuasyon (içinde sıvı hareketi gösteren lezyon) veren abse gelişebilir. Böyle durumlarda abse direne(içini boşaltmak) edilebilir. İçi boşaltılmış materyelin kültürü etken bakterinin saptanmasında yol göstericidir. Çoklu yerel enfeksiyonların olması, sistemik bulguların eşlik etmesi, tekrar eden selülitler ve çoklu abseler, infant(doğumdan 1 yaşına kadar olan bebekler) ve ileri yaş hastalar içi boşaltılmış materyalin kültür için alınması gerekli hasta gruplarıdır.

Radyoloji

 Bazı radyografik yöntemler de selülitin teşhisinde kullanılabilmektedir.

  • Ultrasonografi yaparak abse varlığını kesin olarak teşhis edilebilir. 
  • Mrg(manyetik rezonans görüntüleme) yöntemiyle selülitin osteomyelite (kemik ve kas doku iltihabi reaksiyonu) ilerleyip ilerlemediği saptanabilir. 

Ancak radyografik görüntüleme yöntemlerine nekrotizan fasit(deri katmanlarının nekrozuyla giden bir tablo), gazlı gangren gibi hastalıklardan şüphe ettiğimiz durumlarda cerrahi müdaheleyi geciktireceği için başvurulmamalıdır.

Selülit Tedavisi

Selülit tedavisini öncelikle içinin boşaltılması gereken apse varlıklı selülit ve apse içermeyen selülit olmak üzere ikiye ayırmak gerekir. İki tablonun yönetimi birbirinden farklıdır.

Bir ayrım daha yapmak gereklidir ki o da hasta ayaktan oral(ağızdan) tedaviyle mi tedavi edilecek yoksa hastane yatışı yapılarak parenteral (damardan) tedavi mi verilecek? Hasta hafif bir selülit enfeksiyonu geçiriyorsa eğer ağızdan tedavi yeterli olacaktır. Damardan tedavi gerektiren durumlar  aşağıdaki gibi sıralanabilir;

  • Sistemik belirtiler eşlik ediyorsa (taşikardi, hipotansiyon, yüksek ateş >38°C vs)
  • Hızlı gelişim gösteren deri üzerinde kırmızı renk değişikliği varsa
  • 48 saat süren ağızdan tedaviye rağmen hastalık belirtileri gerilememişse
  • Ağızdan tedaviyi hasta tolere edemiyorsa
  • Altta yatan hastalığının bulunması (diyabet, periferik vasküler hastalıklar gibi)
  • Apse varlığında
  • Hastanın lezyonunun proksimalinde (vücuduna daha yakın olan kısımlar) kalıcı medikal cihazı varsa (protez eklem vs)
  • Hastanın bağışıklığı baskılanmış (edinilmiş immün yetmezlik sendromlu hastalar (aids), transplant (organ nakli olmuş) hastaları gibi) durumu varsa

Apse içermeyen selülit hastalarında beta hemolitik streptokok ya da metisiline duyarlı stafilokokus aureus kaynaklı olduğu düşünülüyorsa eğer ampirik (deneysel) tedavi başlanabilir. Damardan olarak sefalozin, ağızdan yoldan ise sefaleksin genelde tercih edilen ilaçlardandır. Rekürren (tekrar eden) selülit hastalarında da tedavi yukarda anlatıldığı gibidir. Ek olarak hastalığı tetikleyen faktörler kaldırılabiliyorsa eğer kaldırılmalıdır. 

 Ayaktan tedavi edilen hastalar 24-48 saat içerisinde tekrar değerlendirmek üzere kliniğe çağırılmalıdır. Ortalama tedavi süresi 5 gün olan selülit hastalarında hastanın klinik seyrine göre tedavi süresi 14 güne kadar uzatılabilir.

Apse içeren selülit hastalarında ise öncelikli tedavi apsenin boşaltılmasıdır. Eğer kişi endokardit açısından risk altındaysa direnajdan (apse boşaltımı) önce ampirik antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.

Damardan tedavi verilen hastaların tedavi süresi de yine ayaktan tedavi alan hastalar gibi 5 günden 14 güne kadar değişkenlik gösterebilir. Hastanın tedavi süresince klinik durumunda gözlenen sistemik belirtilerin gerilemesi durumunda damardan tedaviyi ağızdan tedaviye çevirmek gerekir. 

Amerika Enfeksiyon Hastalıkları Topluluğunun 2014 yılında yayınladıkları rehberde deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarına  bağışıklığı baskılanmış hastalar grupları, sistemik enfeksiyon bulguları, uç yaşlar gibi faktörler eşlik etmedikçe hafif seyreden enfeksiyonlara antibiyotik tedavisi verilmemesi gerektiğini söylemektedir. Ancak yapılan sonraki çalışmalar göstermiştir ki hafif seyreden enfeksiyonlarda dahi antibiyotik tedavisinin büyük faydası görülmektedir.

Bir başka dikkat edilmesi gereken nokta  doz ayarlamasıdır. Örneğin;  obez bir hastada yeterli dozun altında kalınırsa eğer tedavide başarısız olunacaktır. Yine hastanın altta yatan komorbid (eşlik eden) bir hastalığı varsa (diyabet gibi) seçilecek ilaç, tedavinin uygulanış şekli ve dozları yine değişecektir. Selülitin kaynağı böcek ısırıkları, su maruziyeti gibi nedenlerse yine tedavinin dozunu değiştirmek gereklidir.

Selülit Tedavi Edilmezse

 Selülit tedavi edilmezse eğer enfeksiyonun yayıldığı alan artar ve tedavi süresi, gerekliyse eğer hastanede yatış süresi uzayacaktır. Bunun dışında selülit tedavi edilmezse eğer çok ciddi istenmeyen ama gelişmesi muhtemel durumlar da ortaya çıkabilmektedir.

  • Enfeksiyon odağından kana bakteri geçişiyle hastalarda sepsis (bakteri kaynaklı sistemik iltihabi reaksiyon yanıtında artış) tablosu meydana gelebilmektedir.
  • Yine enfeksiyon odağından bakterilerin komşu kemik ve kas dokularına invaze (girmesiyle) olmasıyla osteomiyelit (kemik ve kas doku iltihabi reaksiyonu) tablosu gelişebilmektedir.
  • Lenf damarlarına invaze olan bakteriler hastada lenfanjit (lenf dokularının iltihabi reaksiyonu) tablosuna yol açabilirler.
  • Dolaşıma geçen bakteriler kan yoluyla kalbe gelerek endokard (kalbin en iç tabakası) tabakasını tutarak burada endokardit (endokardın iltihabi reaksiyonu) meydana getirebilmektedir.
  • Hatta kan beyin bariyerini aşarak bu bakteriler beyin zarlarını tutarak menenjit(beyinin zarlarının iltihabi reaksiyonu) tablosuna yol açabilmektedir.
  • Bunların yanı sıra deri ve deri altı dokularda nekroza(beslenmesi ve oksijenlenmesi bozulan dokuların geri dönüşümsüz olarak ölmesi) neden olabilmekte, şok (beyinin oksijenizasyonunun bozulması) tablosu gelişebilmektedir.

Hastanın hayatını tehdit edebilecek seviyedeki bu istenmeyen ama gelişmesi muhtemel durumların engellenmesi için belirtiler görülür görülmez selülit tedavi edilmelidir.

Selülite Ne İyi Gelir?

Selülit hastalarının hastalıkları için uzman hekimleri tarafından yazılmış uygun antibiyotiği kullanmak dışında yapabilecekleri sınırlıdır. Hastalar enfekte bölgeye soğuk bası uygulayarak bölgedeki iltihabi reaksiyonu, ısı artışını, vazokonstriktör (damar kasıcı) etkiyle bölgeye gelen kan miktarını azaltabilirler. Bunun dışında özellikle enfeksiyon ekstremitelerdeyse (el, kol, ayak ve bacaklar) bu bölgelerin kaldırılması enfekte bölgedeki ödemi azaltarak hastanın rahatsızlık hissini bir nebze de olsa rahatlatacaktır.

 Bunlardan ziyade hastanın enfeksiyonu kapmadan önce alabileceği önlemler vardır. 

  • Duş aldıktan ya da gündelik temizliğini yaptıktan sonra kişilerin ayaklarını kurulaması nemli ortamı seven mantar enfeksiyonlarının gelişimine engel olabileceği gibi buradan kaynaklanabilecek selülit enfeksiyonunun da önüne geçilmiş olunur.
  • Müslüman toplumlarda ibadet amacıyla abdest alındıktan sonra ayakların kurulanmasına özen gösterilmelidir, toplu ibadet ortamlarında çıplak ayakla gezilmemelidir. Bu önlemler de selülit enfeksiyonlarına giriş kapısı oluşturabilecek tinea pedis gibi ayak mantar enfeksiyonlarını önlemek için önemlidir. 
  • Travmaların önlenmesi, önlenemediği takdirde travma bölgesinin yara bakımı bakımının düzgün yapılması ve enfeksiyonların girişinin engellenmesi büyük önem arz etmektedir. 
  • Cerrahi operasyonlar sonrası cerrahi girişim bölgesinin pansuman ve yara bakımları da yine aynı şekilde ciddi bir özenle yapılmalıdır.
  • Egzema, sedef hastalığı gibi deri lezyonlarıyla seyreden hastalıkların da tedavisinin yapılması selülit enfeksiyonu riskini azaltacaktır.
  • Obez kişilerin kilo vermeleri ve diyabet hastalarının kan şekeri seviyelerine dikkat etmeleri selülit enfeksiyonu geçirme olasılıklarını azaltacaktır.

Selülit İlaçları

Selülitte hastanın kliniğinin ağırlığına, etken mikroorganizmanın türüne, hastanın eşlik eden hastalığının olup olmamasına göre seçilecek antibiyotik tedavisi değişkenlik göstermektedir.

MSSA (metisiline duyarlı stafikokkus aureus) antibiyotikleri;

  • Nafsisilin\oksasilin, damardan tercih edilir. MRSA (metisiline dirençli stafilokokkus aureus) ya karşı etkisizdir.
  • Sefazolin, aşırı duyarlılık reaksiyonu olanlar hariç penisilin alerjisi olan hastalarda kullanılır. Kemik iliği supresyonu olan hastalarda nafsilinden daha uygundur.
  • Dikloksasilin, yetişkinlerde metisilin duyarlı türler için tercih edilen ağızdan ajandır. Pediatrik (çocuk yaş grubu) hastalarda tercih edilmez.
  • Sefaleksin, aşırı duyarlılık reaksiyonu olanlar hariç penisilin alerjisi olan hastalarda kullanılır. Daha az sıklıkla doz alma ihtiyacı diğer ilaçlara göre avantajıdır.
  • Doksisiklin, yeterli sayıda hasta üzerinde denenmemiştir. Kliniği yetersizdir.
  • TMP SMZ (Trimetoprim Sülfametaksazol), etkinliği belgelenmemiştir.

MRSA antibiyotikleri;

  • Vankomisin, penisilin alerjisi olan hastalarda mrsa ya bağlı enfeksiyonlarda damardan tedavide tercih edilir.
  • Linezolid, bakteriyostatiktir (bakteri üremesini durdurur). Yeterli sayıda hasta üzerinde denenmemiştir. Pahalı bir ilaçtır.
  • Daptomisin, bakterisidal (bakterileri öldürür) etkilidir. Miyopati (kas hastalıkları) gelişebilir.

Bütün antibiyotik çeşitleri kesinlikle bir uzman görüşü alınarak kullanılmalıdır. Bilinçsizce kullanılan antibiyotiklerin faydasından çok zararının olacağı akıldan çıkarılmamalıdır.

Selülit Ameliyatı

Enfeksiyon kaynaklı selülit hastalığı için apse formu varlığında yapılan apse boşaltımı dışında herhangi bir invaziv (deri bütünlüğünü bozan işlem) girişim yapılmamaktadır.

Ödemli fibrosklerotik pannikülit için ise yapılabilecek cerrahi işlem liposuctiondır. Liposuction, cilt altına atılan küçük bir keşiden girilen tüp yardımıyla deri altı yağ dokusunun vakumlanması işlemidir. Fakat bu işlemin portakal kabuğu görünümünü iyileştirmesi garanti olmadığı gibi daha da kötüleştirebilir. Bu olumsuz durumu engellemek için lazer destekli liposuction gibi yeni yöntemler kullanılmaktadır. 

Selülit için Hangi Doktora Gidilir?

Selülit enfeksiyonuyla asıl ilgilenen bölüm enfeksiyon hastalıkları bölümü olmakla beraber dermatolojinin (deri ve zührevi hastalıkları) de ilgi alanına girmektedir. Her iki uzmanlık alanı da selülit enfeksiyonunun tedavisi için gerekli ilaçları reçete etme yetkisine sahiptir.

Selülit enfeksiyonu için gerekli tedavi alınmadığı takdirde hastanın günlük yaşantısında gerek yarattığı ağrıyla gerek sistemik belirtileri nedeniyle gündelik yaşam kalitesi oldukça düşmektedir.

Bunların yanında selülit tedavi edilmezse eğer çok ciddi komplikasyonları (istenmeyen ama gelişmesi muhtemel durumlar) da ortaya çıkabilmektedir. Hastanın hayatını tehdit edebilecek seviyedeki bu istenmeyen ama gelişmesi muhtemel durumların gelişmemesi için hastaların selülitin ilk belirtilerini göstermeye başladıklarını gördüklerinde bir uzman yardımına başvurup tedavilerini almalıdırlar.

Makaleyi faydalı buldun mu?
1
0
Makeleyi Paylaşın

Selülit ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Enfeksiyon kaynaklı selülitin tedavisi uygun antibiyotiktir. Tedavisi 5-14 gün arasında sürebilir. Ödemli fibrosklerotik pannikülit ise gidermek için pek çok farklı yöntem uygulanmaktadır. Fazla kilolardan kurtulmak, lazer destekli liposuction, kriyolipoliz (soğuk uygulamayla yağ hücrelerini dondurma), ultrason tedavisi, retinol krem, karboksiterapi, akupunktur, ozon tedavisi gibi yöntemlerdir.

Enfeksiyon kaynaklı selülitin tedavisi hastanın durumuna göre bir haftada iyileşebilir. Fakat ödemli fibrosklerotik pannikülopatinin tedavisinde, seçilen tedavi yöntemine göre tedavinin süresi değişmektedir. Örneğin; retinol kremle tedavisi yapılan bir hastanın tedaviden sonuç alması 6 ayı bulmaktadır. Ultrason ses dalgalarıyla uygulanan bir diğer tedavi yönteminde ise sonuç almak 2-3 ayı bulabilmektedir. Ama şu bir gerçek ki mevcut tedavi yöntemleri içinde bir haftada selülitlerin tedavisi mümkün görülmemektedir.

Kahve tüketmenin selülit enfeksiyonuyla uzaktan yakından alakası yoktur. Ödemli fibrosklerotik pannikülopati için ise tüketmenin zararı yoktur. Hatta bazı kaynaklarda kahvenin içeriğindeki kafeinin deri altı yağ dokusunun inceltmeye faydası olabileceği söylenmektedir. Tabi bu içerek tüketmekten ziyade kür şeklinde hazırlanarak cilde peeling uygulaması yoluyla sağlanmaktadır.

Türk kahvesinin selülit enfeksiyonuyla uzaktan yakından alakası yoktur. Ödemli fibrosklerotik pannikülopati için ise tüketmenin zararı yoktur. Şekerli tüketilen türk kahvesinin içindeki şeker selülitler için zararlı olabilir. Onun dışında türk kahvesi hem metabolizmayı hızlandırmasıyla hem de yanında tüketilen su ile vücudun su ihtiyacını karşılamasıyla portakal kabuğu görünümü için faydalıdır.

Nescafe de diğer kahve çeşitleri gibi içinde kafein bulundurduğu için “portakal kabuğu görünümü” olarak nitelendirilen selülit için yararlıdır, selülit yapmaz. Tabi ki şekerli tüketilmemelidir. Yanında tüketilen gıdalar da içine atılan şeker kadar önemlidir. Vücudumuza aldığımız şekerin fazlası direkt olarak yağa dönüştürülüp depo edileceğinden nescafenin yanında tüketilecek her türlü kurabiye,çikolata,lokum gibi yüksek glisemik indeksli ürünler selülit oluşumu açısından zararlıdır.