Obezite

Obezite, aşırı yağlanma sonucunda vücut kitle indeksinin 30’un üzerinde olması durumu olup, tedavisinde en önemli pay, yaşam tarzı değişikliğidir.

Obezite Nedir?

Obezite, kişinin yağ oranının metabolizmasının gerektirdiği sınırın üzerinde olması durumudur. Halk arasında kilo fazlalığı olarak bilinse de aslında bu doğru bir tabir değildir. Çünkü özellikle atletik yapılı, sporla uğraşan, kas oranı yüksek bireyler zayıf oldukları halde kiloları fazla çıkabilir, bu obezite olarak değerlendirilemez.

Obezite için kişinin boyu ve kilosunun hesaplamaya alındığı vücut kitle indeksi önemli bir sayısal değer arz eder. Vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan kişiler obez kabul edilir. Fakat yine belirtmek gerekir ki, vücut kitle indeksi yüksek kişilerin ağırlığı kastan da geliyor olabilir. Bu durumda devreye obezitenin vücutta yol açtığı sorunların da değerlendirilmesi girer.

Tıbbi kılavuzlara göre, vücut kitle indeksinin değerlendirilmesinden belki de daha değerli olan parametre bel çevresi ölçümüdür. Bel ve göbek çevresinde yoğunlaşan yağlanma özellikle iç organ yağlanmasına işaret eder ve asıl obeziteye bağlı hastalıkları yaratan da bu iç organ yağlanmasıdır. Buna bağlı olarak önemli olan bir faktör de vücuttaki yağ dağılımıdır. Bel/kalça oranı bu değerlendirme için uygun bir parametre kabul edilir. Kalça ve bacaklardaki yağlanmanın obeziteye bağlı hastalıkları ve tıbbi durumları o kadar etkilemediği düşünülür.

Obezitenin en bilinen sebebi, basitçe ifade etmek gerekirse alınan kalorinin vücudun ihtiyacından fazla olmasıdır. Bunun yanı sıra, çeşitli hormonal bozukluklar (insülin direnci, hipotiroidi gibi), ilaç kullanımı, kişilerin hareket etmesini engelleyecek çeşitli ortopedik problemler gibi pek çok faktör obeziteye yol açabilir. Bunların yanında obezite, kolay veya zor kilo alma, vücut şekli ve vücuttaki yağların depolanma yerleri üzerinde genetiğin de yadsınamaz bir etkisi mevcuttur.

Obezite, başta kalp damar hastalıkları (hipertansiyon, damar tıkanıklığı, kalp krizi gibi) olmak üzere, hormon metabolizması, bağışıklık sistemi gibi vücuttaki neredeyse tüm sistem ve dokuları etkileyerek dolaylı yoldan ölümcül olabilen, çok ciddi bir halk sağlığı problemidir. Mutlaka çözüme kavuşturulması ve üstesinden gelinmesi gerekir.

Günümüzde obezite görülme yaşı gittikçe düşmekte ve obezitenin toplumdaki sıklığı da her geçen gün artmaktadır. Bunun en önemli sebebi elbette beslenme düzenindeki çarpıklıklar ve hareketsiz yaşam stilidir. Tedavi de esas olarak bu 2 madde üzerine kuruludur.

Obezite Belirtileri

Gerçek anlamda obezitenin tek belirtisi, şişmanlıktır. Şişmanlık kendini yağlanma artışı ve vücudun buna göre şekillenmesi şeklinde gösterir. Erkekler daha çok bel bölgelerinden yağlanma eğilimindeyken, kadınlar basen ve bacak ağırlıklı yağlanırlar. Bunun neticesi olarak erkeklerin kalp damar hastalıklarına yakalanma eğilimi de mevcuttur.

Fakat obeziteye bağlı sayısız hastalık meydana gelebileceği için bunların belirtileri de hastalarda sık görülür:

  • Ciltte kilo almaya bağlı çatlaklar, çizgilenmeler ve selülit görünümü ve yağlanma artışı
  • Uyku apnesine bağlı horlama, uykusuzluk, yorgun uyanma, gün içinde uyuklama
  • Alınan enerjinin bir kısmının ısı olarak atılmaya çalışılmasından ötürü çok terleme, vücut ısısında yükseklik
  • Psikolojik sorunlar, kendini beğenmeme, öz bakım ve öz değerde azalma, çabuk alınma, depresif ve umutsuz ruh hali
  • Hareketsizliğe ve kondüsyon eksikliğine bağlı küçük aktivitelerde bile çok erken yorulma, tükenme, nefes darlığı
  • Yenen yiyeceklerin genelde yağlı ve ağır olması, tüketilme saatlerinin uygunsuzluğu sebebiyle reflü belirtileri, ağza acı su gelmesi, göğüste yanma hissi, hazımsızlık
  • İnsülin direncine bağlı sık sık acıkma, atıştırma ihtiyacı
  • Tip 2 diyabete bağlı, çok acıkma, çok idrara çıkma ve çok susama
  • Vücut ağırlığını taşıyamayan eklemlerde ağrı (özellikle bel, sırt, diz, bilekler gibi)
  • Eğer obezite sebebi hipotiroidi (tiroit hormon düşüklüğü) ise, halsizliğe ek olarak, saç dökülmesi, adet düzensizliği, çabuk üşüme, kabızlık gibi sistemik problemler
  • Kadınlarda insülin artışına bağlı erkeklik hormonu androjenlerin üretiminin artması ve bunun sonucu olarak kıllanma artışı, sivilcelenme, agresif ruh hali, adet düzensizliği ve saç dökülmesi
  • Erkeklerde, fazla yağ dokusundan kaynaklanan, testosteronun östrojene (kadınlık hormonu) çevrimi ve bunun sonucu olarak cinsel isteksizlik, kadın tipi yağlanma (meme dokusu gibi) şeklinde belirtilerin görülmesi

Obezite Nedenleri Nelerdir?

Obezite nedenleri oldukça geniş bir konu olsa da temel ve en önemli faktörün, ihtiyacın fazlası olan enerjiyi vücudun harcayamaması sonucu yağ dokusu olarak depolama yoluna gitmesi olduğu söylenebilir. Bunun yanı sıra şu faktörler de obezite nedeni olarak sayılabilir:

  • Olumsuz beslenme alışkanlığı: Obezitenin en yaygın ve en genel geçer nedeni beslenme bozukluğudur. Yağ ve basit karbonhidratlardan (beyaz ekmek, şeker, tatlılar, gazlı içecekler, fastfood yiyecekler gibi) zengin beslenme düzeni obeziteye yol açar. Bitkisel ağırlıklı, beyaz etin protein kaynağı olarak tercih edildiği, kızartma yerine haşlama, buğulama, ızgara gibi pişirme yöntemlerinin kullanıldığı ve sebze, meyve, lifli gıdaların sık alındığı beslenme düzenleri olan kişilerde obeziteye rastlanma oranı oldukça düşüktür.
  • Hareketsizlik: Obezite gelişimine sebep olan en temel faktörlerden biridir. Enerjiyi sağlıklı bir şekilde yakmanın ve besinleri maksimum faydaya çevirmenin en iyi yolu egzersiz yapmaktır. Kardiyovasküler egzersizler de ağırlık ve kas egzersizleri de kalori yakımı sağlar, kas dokusunun gelişmesi için vücudun harcaması gereken enerjiyi arttırır, metabolizmayı hızlandırır. Ayrıca insülin direncini kırmanın en iyi yolu egzersizdir çünkü kaslar enerjiyi yalnızca insülin yolu ile sağlayabilir bu sayede duyarlılık artacaktır.
  • Beslenme ve sosyokültürel düzey: Beslenme, insanlığın çok eski dönemlerinden beri sosyokültürel ve sosyoekonomik düzeyin bir parçası olmuştur. Eskiden gıdaya ulaşımı olmayan düşük sosyoekonomik düzeyde gruplar zayıf, zenginler kilolu iken günümüzde obezitenin riskleri ortaya çıkmış olup, zengin insanların daha dengeli beslenerek ve spor yaparak kendilerine baktıkları, imkanı olmayanların ise ucuz enerji kaynakları olan beyaz ekmek, makarna gibi yiyeceklere mahkum olmaları nedeni ile kilo aldıkları görülmektedir.
  • Kültürel ve yöresel beslenme alışkanlığı: Kültürel olarak özellikle ülkemizin kuzeyi, güneydoğusu ve doğusunda yağ oranı oldukça yüksek, bol proteinli, hayvansal gıda tüketimi yaygınken, batı ve güney bölgelerinde daha çok balık, meyve, sebze, çeşitli otlar, zeytinyağı gibi çoğunlukla bitkisel kaynaklı besin tüketimi görülür. Elbette ki hayvansal gıda ağırlıklı beslenme düzeni obeziteye ve kalp damar hastalıklarına zemin hazırlamaktadır.
  • Genetik ve ailesel geçiş: Obezite araştırmalarında, ayrı ailelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin bile birbirine benzer vücut kitle indekslerine sahip olması genetiğin rolünün büyük olduğunu göstermektedir. Ayrıca obezitenin yaygın olduğu kimi ailelerde kilo verdirici bir hormon olan leptin hormonunun düzenlenmesi genetik olarak bozuktur.
  • Genetiği doğrudan saptanan bazı sendromlar da özellikle bebek veya çocuk yaşta başlayan ciddi obeziteye sebep olabilir, Prader-Willi sendromu, Laurence-Moon-Biedl sendromu gibi
  • Hipotiroidi: Tiroit hormonları metabolizmanın doğru çalışması için olmazsa olmaz bir konumdadır. Genel olarak insanlarda mevsimlere göre salınımı artar veya azalabilir fakat genelde belirli bir seviyede kalır. Bazı hastalarda gereğinden fazla düşerse metabolizma çok yavaşlar ve neticesinde kolay kilo alma sorunu ortaya çıkar. Tiroit hastalıkları oldukça büyük bir farkla kadınlarda daha sık görülür. Hipotiroidizmin en sık sebebi ise Hashimato hastalığıdır.
  • İnsülin direnci: İnsülin direnci obezitenin aynı anda hem sebebi hem de sonucudur. Vücudun ihtiyacı olan şekerin insülin tarafından dokulara sağlanamaması ve buna bağlı olarak kanda sürekli artmasıyla karakterizedir. Kanda yüksek miktara ulaşan şeker, karaciğere ulaşacak ve yağ olarak depolanmaya başlayacaktır. Bu bir yandan obeziteyi destekler bir yandan da bu yağlanma ve kandaki şeker artışı insülin direncini besler. Yani bir metabolik kısır döngü oluşur.
  • Çeşitli tümörler: Vücutta insülinoma adı verilen ve sürekli ölçüsüz şekilde insülin salgılayan tümörler gelişirse bu obeziteye yol açar. Ayrıca beynin iştah ve açlık-tokluk merkezlerini etkileyecek çeşitli beyin tümörleri de kilo alımına sebep olabilir.
  • Cushing sendromu: Cushing sendromu, vücutta herhangi bir sebeple kortizol hormonunun artışı ile meydana gelen tablodur. Kortizol, insülin direnci oluşturur, kan şekerini yükseltir, yağ yakımını azaltır, şekeri tüketilme yolu yerine depolama yoluna yönlendirir. Bütün bunların ortak sonucu olarak tedavi edilmezse kilo alımına yol açar.
  • Polikistik over sendromu (PCOS): PCOS, direkt olarak obezite sebebi değildir fakat insülin direnci oluşmasının üreme çağındaki kadınlarda en sık sebeplerinden biridir. Obezite-insülin direnci ve yumurtalıklardaki kist yapıları sürekli birbirlerini besleyerek bir metabolik kısır döngü yaratırlar.
  • Çeşitli ilaçlar ve tedaviler: Özellikle uzun süre steroid tedavisi, bazı kemoterapi ajanları, şizofreni gibi psikozlarda kullanılan psikiyatri ilaçları ve bazı epilepsi (sara) ilaçlarının ciddi miktarda kilo alımına sebep olduğu bilinmektedir.
  • Psikolojik stres: Yeme davranışı psikolojik stresi yatıştırmanın bir yolu olarak görülüyor olabilir. Bu problemlerle gerçekçi olmayan bir mücadele yöntemidir çünkü yemek yemek oldukça kısa süren bir haz verecek ve sonrasında obezite konumuna gelindiyse zararı verdiği hazdan çok daha fazla olacaktır. Ayrıca düzenli olarak psikolojik strese maruz kalan kişilerde kortizol hormonu oldukça fazla salınacak ve bu da kilo vermenin önünde bir engel oluşturacaktır.

Obezite Teşhisi

Obezite teşhisi koymak oldukça kolay bir süreçtir. En sık yararlanılan parametreler vücut kitle indeksi (VKİ), bel çevresi ve bel-kalça oranı hesaplanmasıdır. Bunlar için doğru bir tartı, mezura ve boy cetveli yeterlidir.

Vücut kitle indeksi, vücut ağırlığı/boy2 (kg/ metre2) işlemi ile ölçülür. Buna göre obezite hesaplama işlemi yapılabilir ve var olan obezitenin derecesi değerlendirilir. Örneğin, 70 kilo bir kişide boy 170 cm ise, vücut kitle indeksi: 70/(1.7)2 = 70/2,89 = 24.2 şeklinde hesaplanır.

Vücut kitle indeksi sınıflaması

  • 18.5 ve altı: Aşırı zayıf
  • 18.5-24.9 arası: Sağlıklı aralıkta kişi, risk yok
  • 25-29.9 arası: Hafif kilolu, risk başlangıç seviyesinde
  • 30-34.9 arası: Obez, risk orta seviyede
  • 35-39.9 arası: İleri obez, risk yüksek seviyede
  • 40 üzeri: Morbid (hastalık yapıcı seviyede) obez, risk çok yüksek

Burada bahsedilen risk, obeziteye bağlı ek hastalıkların özellikle de ölümcül olabildikleri için kalp-damar hastalıklarının oluşma riskidir. Damar tıkanıklığı, hipertansiyon, bunlara bağlı beyin kanaması, inme, felç, kalp krizi gibi riskler obezlerde ciddi derecede artmıştır. Bunun yanında kanserler, metabolik ve hormonal hastalıklar gibi pek çok hastalığa da zemin hazırlar.

Vücut kitle indeksinin doğru çalışmadığı durumlar olabilir. Kişinin kas yapısından kaynaklanan vücut kitlesi ağır olabilir, yağ oranı normal sınırlarda olabilir. Bu durumda VKİ yanıltıcı olur. Bunun yanında ek hastalıkların varlığı, yağın vücuttaki dağılımı, hastanın şikayetleri gibi diğer parametreler değerlendirilerek teşhis konur.

Bel çevresi için ise, yine kalp-damar hastalıkları açısından risk değerlendirmesinde kadınlarda sınır 88 cm, erkeklerde ise 102 cm’dir. Bu sınırların özellikle VKİ’den daha değerli olduğunu savunan otoriteler vardır. Çünkü bel çevresinde yağ birikimi özellikle iç organ yağlanmasına işaret etmektedir.

Bel-kalça oranı ise, yine riskli yağlanma bölgesi olan karın yağlarının vücudun geneline göre dağılımını hesap etmek açısından faydalıdır. Kadınlarda 0.9’un, erkeklerde 1.0’ın üzerinde olması riskli gruba girildiğini gösterir. Kadınların normalde aynı kiloda olduğu bir erkeğe göre yağ oranı daha yüksektir ve bu doğaldır fakat bu yağlar genelde kalça-basen bölgesinde toplanma eğilimindedir. Dolayısıyla kadınlarda bu oranın daha küçük olması beklenir.

Obezite teşhisi tüm bu hesaplamalar neticesinde konur ve hasta tedaviye yönlendirilir. Hastanın değerlendirilmesi ve gerekli tedaviye yönlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken diğer faktörler ise; hastanın obezitesinin sebepleri, risk seviyesi, hastanın kilo vermeye motivasyonu olup olmaması, hastanın herhangi bir konuda yardıma ihtiyacı olup olmamasıdır.

Obezite Tedavisi

Obezite tedavisinde en önemli pay, yaşam tarzı değişikliğindedir. Yaşam tarzı değişikliğinin kapsadığı faktörler de öncelikli olarak, beslenme düzeni, egzersiz ve bunların uygulanmasına yönelik davranış değişiklikleridir. Yaşam tarzı değişiklerine ek olarak, medikal ve cerrahi tedavi de bazı hastalarda gerekli olabilmektedir.

Beslenme düzeni ya da diyet

Obezite genel olarak enerji dengesizliği ve ölçüsüzlüğü neticesinde oluşan bir hastalık olduğu için öncelikle uygun miktarda, uygun nitelikte ve uygun zamanda yemek yeme davranışı alışkanlık haline getirilmelidir. Pek çok diyet prosedürü mevcut olsa da obezite için klasik olarak, basit karbonhidratların tüketilmediği, protein, sebze ve kuru bakliyatların ağırlıklı olduğu, yağın da aşırı miktarının kısıtlandığı fakat asla tamamen sıfırlanmadığı bir beslenme düzeni ortak hedef olmaktadır. Temel olarak yağ veya karbonhidrat azaltmaya dayalı diyetlerin arasında 1 senelik araştırmalar sonucu anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Basit şekerin ve doymuş (hayvansal) yağların tüketilmesi önlendiğinde veya kısıtlandığında, kilo kaybı her şekilde sağlanmaktadır.

Obezite miktarı hafif veya başlangıç seviyesinde hastalarda 1 kg, daha yüksek kilodaki hastalarda ise 1.5-2 kadar kilo vermek haftalık hedef olarak belirlenir. Daha az kilo verebiliyor olmak da problem değildir, hastalar için en önemli şey yola çıkmış olmak ve harekete geçmektir. Er ya da geç hedefe ulaşılacaktır, hızdan daha önemli olan istikrarlı olmaktır.

Diyette önemli olan bir faktör de mineral-vitamin eksikliklerinin ve susuz kalmanın önüne geçmektir. Günde en az 2 litre kadar su tüketilmeli, çay-kahve bu su miktarına dahil edilmemeli ve hastada vitamin mineral eksiklikleri varsa bunlar gerek beslenmeyle gerek dışarıdan almayla tamamlanmalıdır.

Diyetin sürdürülmesi, kontrolü, gerektiği yerde düzenlenmesi ve sonuca ulaşılması için hastaların en önemli yardımcıları beslenme uzmanları yani diyetisyenlerdir. Hekimlerin önerileri mutlaka dikkate alınmalıdır fakat beslenme uzmanları sürecin tümünde etkin bir rol oynarsa çok daha başarılı bir düzen kurulabilir.

Egzersiz

Egzersiz zannedildiği gibi ciddi miktarda bir kilo kaybına yol açan ve tüketilen gıdaların yakılma yolu niteliğinde bir faktör değildir. Beslenme düzeni sağlanmadan egzersizin obezite üzerinde etkisi oldukça minimal ve yetersizdir. En sağlıklı kilo verme ve bu kiloyu sürdürme yöntemi beslenme, yaşam tarzı değişikliği ve egzersizin kombine edilmesidir. Günlük olarak sağlıklı tüm kişilere 30 dk kadar egzersiz zaten kalp ve damar sağlığını korumak için önerilmektedir. Kilo verilmesi için önerilen miktar haftada 150 dakika ile başlayıp yavaş yavaş arttırılmasıdır.

Davranışsal ve psikolojik tedavi

Günümüzde obezitenin en sık sebebi fazla yeme davranışı olup bu davranış çoğunlukla duygusal kaynaklıdır. Bu sebepten en önemli faktör aslında, yemek yemeye karşı olumsuz, katı, cezalandırıcı bakış açısının ortadan kaldırılması, besinlerin mutluluk, huzur, keyif verici, haz kaynağı olarak değil yalnızca beslenmek için gerekli maddeler olarak doğru değerlendirilmesini sağlamaktır. Bunların yanında diyet günlükleri tutulması, stres yönetimi konusunda gelişmek, yemek yeme yerlerini ve saatlerini düzenlemek gibi pek çok faktör davranışsal tedavinin bir parçasıdır ve oldukça işe yarar.

İlaç tedavisi

Obezite için iştah kapatıcı etkisi olan veya vücutta kilo yapıcı maddelerin metabolize edilmeden atılmasını sağlayan ilaçlar mevcuttur. Bunlardan obezite ilaçları başlığında bahsedilecektir.

Obezite cerrahisi

Günümüzde oldukça yaygınlaşmaya başlayan ve tercih edilme oranı artan obezite cerrahisi yalnızca ileri obezler ve morbid obezler için uygulanması gereken oldukça büyük ve kapsamlı operasyonlardır. Bunlardan obezite ameliyatı başlığında bahsedilecektir.

Obezite Tedavi Edilmezse

Obezite tedavi edilmezse vücudun tüm sistemlerini alt üst edecek etkilere sahiptir.

  • Kalp-damar sisteminde; hipertansiyon, kalp yetmezliği, varis, koroner arter hastalıklarına,
  • Endokrin sistemde; diyabet, metabolik sendrom, polikistik over, kolesterol ve kan yağlarında artışa,
  • Kas-iskelet sisteminde; gut, kronik eklem ağrıları, bel ağrısı, bel fıtığı ve karpal tünel sendromuna,
  • Solunum sisteminde; nefes darlığı, uyku apnesi ve astıma,
  • Sindirim sisteminde; reflü, ülser, safra taşları, karaciğer yağlanması, kolon kanseri ve fıtıklara,
  • Boşaltım ve genital sistemde; gebelik problemleri, meme ve rahim kanseri, idrar kaçırma problemleri ve kısırlığa
  • Sinir sisteminde; inmelere, kafa içi basınç artışı belirtilerine ve bunamaya,
  • Psikolojik olarak ise; depresyon, vücut algısında bozulma, benlik saygısında azalma ve sosyal damgalanma haline,
  • Cilt ile ilgili problemlerden de; çatlak, selülit, akantozis nigrikans (kıvrım yerlerinde koyu renk değişimleri gibi), lenfödem ve ter bezi iltihabına, zemin hazırlar, yol açar veya bunların gidişatını kötüleştirir.

Buradan da anlaşılacağı gibi obezite mutlaka gecikmeden tedavi edilmesi gereken, hayati önem taşıyan bir hastalıktır.

Obeziteye Ne İyi Gelir?

Obeziteye iyi gelecek faktörler şunlardır:

  • Kilo verme isteği, iradesi ve buna uygun bir psikoloji
  • Sağlıklı ve beslenme uzmanları eşliğinde oluşturulacak yeterli bir beslenme düzeni
  • Düzenli egzersiz yapmak ve günlük hareket miktarını arttırmak
  • Yemekleri düzenli ve benzer saatlerde yemek
  • Uyku düzeni sağlamak obezite üzerinde sanıldığından çok daha etkilidir.
  • Olumlu, pozitif inançlar ve sabır
  • Ailenin beslenme düzeninin tamamen sağlıklı hale getirilmesi, diyet yapan kişinin bu konuda yalnız hissetmemesi
  • Vücudu sevmek ve barışık olmak düşünüldüğünün aksine kilo vermenin önünde bir engel değil, gerekli bir şarttır. Hali hazırda bedenine karşı öfke ve kin dolu olan bir birey psikolojik olarak kendini stres altında ve yetersiz hissedecektir.
  • Yemek yemekten başka haz kaynakları yaratmak, stresle baş etmeyi öğrenmek, hobiler edinmek, gerekirse psikolojik destek almak.

Obeziteye Ne İyi Gelmez?

Obeziteye iyi gelmeyecek faktörler kısaca şöyle sıralanabilir:

  • Sağlıksız beslenme alışkanlığı, fastfood, kızartma, paketli gıdalar, gazlı içecekler ve şekerli gıdalar başta olmak üzere kalorisi yüksek ve besleyiciliği düşük yiyecekleri fazla tüketmek, sınırını kaçırmak
  • Hareketsizlik, egzersiz yapmama, her yere araba ile gitme, oturarak yapılan işler, evden çalışma, herhangi bir hareket bozukluğuna sahip olma (bacak kırığı, kalça çıkığı, artritler veya fiziksel engel durumu gibi)
  • Olumsuz ve inançsız bir ruh hali, kilo vermeye isteksizlik veya yetersizlik hissi
  • Çevre baskısı, iğneleyici, küçük düşürücü veya dalga geçer nitelikte şakalar, sanal zorbalık
  • Vücutta obeziteye neden olabilecek bir fiziki durum varsa bunun çözülmemesi, tedavisiz bırakılması
  • Özellikle çevre baskısının yoğunluğundan uygulanan şok diyetler, kullanılan zayıflama hapları, aşırı derece egzersizler, kamplar gibi kişinin metabolizmasını zorlayacak ve hatta hayati tehlike arz edecek eylemler
  • Bitki çayı, çeşitli ot karışımları gibi içeriği belirsiz gıda takviyeleri

Obezite İlaçları

Obezite ilaçları, yaşam tarzı değişikliklerinden gereken etkiyi göremeyen, herhangi bir sebepten bu değişiklikleri uygulayamayan veya vücut kitle indeksi 30’un obeziyeye bağlı ek hastalık mevcutsa, 27’nin üzerindeki hastalarda kullanılmalıdır. Çünkü bu ilaçlar oldukça fazla yan etkiye sahip ağır ilaçlardır, herkeste kullanıma uygun değillerdir. En sağlıklı kilo verme yöntemi beslenme düzeni ve egzersiz birleşimidir.

Obezite ilaçları, genel olarak ya iştahı baskılayarak ya da kiloya dönüşecek olan besin maddelerinin emilimini engelleyerek etkinlik gösterir.

İştah baskılayıcılar içinde onay almış tek ilaç sibutramindir. Beyinde ve santral sinir sistemi üzerinde belirli kimyasalların dengesini değiştirerek, beyindeki iştah merkezinin çalışmasını baskılar, bu yolla kilo kaybına yardımcı olur. Ortalama 1 sene içinde %5-10 kilo kaybı sağladığı belirlenmiştir. Fakat ilaç tedavisinin yanında yaşam tarzı değişikliği olmazsa ilacın etkinliği oldukça azalır. En sık yan etkileri, ağız kuruluğu, baş ağrısı, uykusuzluk ve kabızlıktır. Ayrıca kalp ritmini bozduğu için kalp yetmezliği, hipertansiyon ve inme öyküsü olan hastalarda kullanımı uygun değildir.

Emilim önleyiciler içinde de onay almış olan ilaç, orlistattır. Orlistat, vücuda diyetle alınan yağın bağırsaklardan emilmesini engeller ve atılımını sağlar. Emilemeyen yağ haliyle vücutta sindirime uğrayamayacak ve kalori olarak dönemeyecektir. Vücutta yağ emilimine bağlı emilen A, D ve E vitaminlerinin eksikliklerine yol açabilir fakat ciddi bir yan etkisi mevcut değildir. Hastaların en şikayetçi olduğu husus, fazla, yağlı ve kokulu dışkılamadır fakat hasta yağlı diyeti bırakırsa bu etki de kaybolur.

Obezite ilaçları yalnızca uzman Endokrin ve Metabolizma uzmanı hekimler tarafından reçete edilerek kullanılabilir. Kesinlikle internet üzerinden, ilaç adı altında satılan, içeriği ve etkisi belirsiz ilaçlara itibar edilmemesi gerekir. Bunun yanında, diüretik ilaçlar da vücuttan yalnızca su ve tuz atılımı sağlayan ilaçlardır. Yağ kitlesine etki etmedikleri için kilo vermek için kullanımları oldukça gereksizdir. Ayrıca kuvvetli yan etkileri olduğundan sağlıklı kişilerce asla kullanılmamaları gerekir.

Obezite Ameliyatı

Obezite ameliyatı vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan ve obeziteye bağlı hastalığı olanlarda ve 40’ın üzerinde olanlara uygulanması gereken bir yöntemdir. Günümüzde oldukça yaygın ve gereksiz uygulamaları mevcuttur. Bu konuda hastaların iradeli olup yaşam tarzı değişikliğine yönlenmesi, hiçbir koşulda kilo verilemiyorsa ancak o durumda cerrahiye başvurması hekimlerin genel kanısıdır.

Obezite cerrahisi ya da bariatrik cerrahi genel olarak 2 ana prensibe dayanarak uygulanır. Bunların ilki, midenin hacmini ve buna bağlı besin alımını azaltmaya yönelik yöntemlerdir. İkincisi ise bağırsaklardan besinlerin emilmesini ve metabolizmaya katılmasını engellemeye yöneliktir bunun yanında mide hacmi de küçültülür.

Mide hacmini küçülten ameliyatların en tipik olanı ve en çok uygulananı tüp mide ameliyatıdır.

  • Laparoskopik uyumlu silikon gastrik bantlama (mide bandı, mide kelepçesi): Midenin üst tarafından yapay bir bant ile sıkıştırılarak mideye girecek besin miktarının ve buna bağlı midenin genişlemesinin önüne geçmeye yöneliktir. Bant ameliyat esnasında ayarlanır ve istenen mide hacmi belirlenir. Midenin üst tarafında oldukça küçük bir kısım bırakılır ve bu kısım ilk gelen yiyeceklerle hızlı bir şekilde dolar bu sayede hastada hızla ve az gıda ile doygunluk hissi oluşturulur. Doyan hasta yemek yemeyi bırakır ve bu sayede uzun sürede yavaş yavaş ama açlık hissetmeden kilo verir. Laparoskopik, kapalı ameliyat anlamına gelir, karından 2 delik açılarak girilir ve bu sayede oldukça az yara izi oluşur. Diğer mide ameliyatlarının yaygınlaşması ile artık eskisi tercih edilmemektedir.
  • Sleeve gastrektomi (tüp mide ameliyatı): Midenin büyük bir bölümünün uzunlamasına alınarak, hem hacminin küçülmesine hem de mideden emilimin de azaltılmasına bağlı olarak çift etki yapabilen bir ameliyattır. Ülkemizde en yaygın obezite operasyonudur. Sonrasında hastaların özellikle demir ve B12 vitamini emilimleri ciddi derecede bozulacağı için ömür boyu bunları dışarıdan alması gerekmektedir. Ayrıca anatomi tamamen bozulacağı için geri dönüşsüz bir operasyondur.

Emilimi engelleyen ve mide hacmini küçülten cerrahiler ise 2 kategoride incelenir:

  • Roux-n-Y gastrik bypass: Midenin üzerinde oldukça küçük bir kısım bırakıldıktan sonra bu kısmın hemen altına ince bağırsaktan bir parça getirilip dikilir. Bu sayede, mide çok büyük oranda pas geçilmiş olacak ve ince bağırsaklarda yapılan düzenleme neticesinde de yağ sindirimi azaltılır. Bu şekilde çift etki ile fazla kiloların %60-70’i verilebilir. Bu operasyonun da tüp mideden daha fazla demir ve B12 eksikliğine sebep olduğu bilinmelidir.
  • Duedonal switch + biliyopankreatik diversiyon: Bu ameliyat oldukça ideal bir cerrahi yöntemi kabul edilmektedir çünkü, biliyopankreatik diversiyon denen işlem sayesinde, pankreastan gelen yağ sindirici enzimler operasyonla kısaltılmış ince bağırsak kısmına dökülür ve sindirim için gereken alan kalmadığı için besinler alındığı gibi atılır. Genel olarak, önce mide tüp mide haline getirilir sonrasında bağırsak kısaltılır en son da pankreas enzimlerinin döküldüğü yer bağırsağa göre ayarlanır. Diğer ameliyatlardan biraz daha komplike olduğu için kapalı yapılması oldukça zor olur, doğal olarak açık yapılmalıdır, bu da hastalığın boyutunu büyütmektedir. Ayrıca bu operasyonda yağ emilimi de bozulacağından demir ve B12 eksikliğine ek olarak, A, D, E ve K vitamini eksiklikleri de görülür, hasta ömür boyu bunların takviyesini yapmak durumundadır.

Gebelikte Obezite

Gebelikte obezite oldukça önemli ve hem gebe hem bebek için tehlike oluşturan bir durumdur. Mümkünse gebe kalınmadan önce obezite sorunu çözülmelidir. Obezite ve yol açtığı hastalıklar gebe kalmayı çoğu zaman zorlaştırmaktadır, kilo vermek bu problemi de ortadan kaldırır.

Gebelikte obezite sonucu gelişecek en önemli tablo gestasyonel diyabettir (gebelik diyabeti). Gestasyonel diyabet, erken doğum, yüksek ağırlıklı bebek, doğumun zorlaşması ve sezaryene dönme ihtimalinde artış, bebekte şeker dengesinin bozukluğu gibi çok ciddi sorunlara yol açar mutlaka tedavi edilmelidir. Gebelerde ilaç kullanımı uygun olmadığından insülin kullanılarak problemin üstesinden gelinir.

Çocuklarda Obezite

Çocuklarda da obezitenin en yaygın sebebi sağlıksız beslenme alışkanlığı ve hareketsizliktir. Günümüzde oldukça yaygın olan, televizyon ve bilgisayar karşısında yemek yemek, fast-food alışkanlığı, paketli gıdaların sık tüketimi, gazlı içeceklerin çok artmış tüketimi gibi pek çok faktör çocukları obeziteye götürmektedir. Hareketsizlik ise, gelişen teknoloji, çocukların özellikle büyük şehirlerde oyun alanı bulamaması neticesinde eve kapanması ve çok küçük yaşlarda başlayan zorlu eğitim hayatı sonucu ortaya çıkar. Bunun yanında çocukların metabolizması yetişkinlerden oldukça fazla çalıştığı için obez olma ihtimalleri de düşüktür.

Fakat, Prader-Willi, Laurence-Moon-Biedl gibi sendromlar da çocuklarda oldukça küçük yaşlardan itibaren gelişen insülin direnci ve buna bağlı obeziteye zemin hazırlayabilir. Bu hastalıklarda beynin doyma sinyalini anlayan kısımlarında bozulma vardır ve çocuklar doyamaz, sürekli açtır. Haliyle sürekli yemek yemekten de obez olurlar. Bu sendromlar bebeklikten itibaren başka belirtiler de vereceği için mutlaka hekime başvurulması durumunda tanı alırlar.

Çocuklarda obezite, yetişkinlerden farklı değerlendirilir ve hesaplanır. Çocuklar için kabul edilmiş genel büyüme eğrileri vardır. Bunlara persentil adı verilir. Çocuğun yaşı ve boyuna göre kilosu hesaplanır uygun persentil sınırları içinde değilse obezite tanısı konur. Ergenlik sonrası için ise vücut kitle indeksi kullanılabilir.

Bebeklerde Obezite

Bebeklerde obezite sanıldığının aksine oldukça az görülen bir durumdur. Halk arasında toplu veya kilolu olarak algılanan bebeklerin çok büyük bir kısmı normal büyüme eğrileri içindedir. Zira bebeklik olarak ilk 1 yaş kabul edilirse, çocuk bunun ilk 6 ayında yalnızca anne sütü ile beslenmelidir. Ülkemizde çoğu çocuk 1 yaşa kadar anne sütü alır. Anne sütü yapısı itibariyle sağlıklı bebekleri obez yapma ihtimali olmayan bir gıdadır. Ek gıda bile verilse, 1 yıl içinde obezite gelişmesi oldukça nadirdir.

Bebeklerin yağ dokusu oranı yetişkinlere oranla oldukça fazladır. Bu bebeklerin ısı dengesi için hayati önem taşır. Dolayısıyla yanakları, bacakları, kolları, karınları kiloluymuş gibi kat kat ve şişkin olabilir, bu normal bir durumdur.

Bebeklerin doğum ayına göre ve boy ölçümüne göre belirlenmiş büyüme eğrileri (persentil) mevcuttur. Bu büyüme eğrisi, bebek her kontrole gittiğinde hekim tarafından yeniden değerlendirilir büyümede bir anormallik varsa bu konuda hekim gereken açıklamayı ve önerileri yapacaktır.

Obezite için Hangi Doktora Gidilir?

Obezite tedavisi için gidilmesi gereken bölüm Dahiliye ve bir alt dalı olan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları bölümüdür. Bunun yanı sıra, aile hekimleri de obezite konusunda bilgilendirme yapabilir, kilo ölçümü ve takibinde rol oynayabilir veya insülin direnci, diyabet, hipotiroidi gibi ek bir hormonal bozukluk varsa bunların saptayıp gerekirse bir uzmana hastayı yönlendirebilir.

Obezite, mümkün olduğu kadar erken tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Genç hastalarda bile iç organlara yavaş yavaş kalıcı hasarlar vermesi söz konusudur. Özellikle yaşlılarda, ek hastalıkları olanlarda tedavinin erken başlaması hayat kurtarıcı olabilir. Bunun yanında, kilo artışı çok ani olduysa, yemek yemekten ve iştahtan bağımsızsa, doğru bir beslenmenin yanında hareket de edildiği halde kilo verilemiyorsa zaman kaybetmeden bir Endokrin ve Metabolizma uzmanına başvurmak gerekir.

Makaleyi faydalı buldun mu?
1
0
Makeleyi Paylaşın

Obezite ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Obezite ile mücadele etmekte en önemli faktör kişinin kilo verme isteği, azmi ve iradesidir. Kişi öncelikle kilo almasına sebep olan faktörleri belirlemeli, eğer bunları bulamıyorsa bir beslenme uzmanından yardım almalıdır. 

Kişiye kilo aldıran sebep ne ise ortadan kaldırılması ile sorun çözülür. Beslenme düzeni oturtmak ve dengeli beslenmek, bunu diyet mantığı ile değil hayatı tatsızlaştırmadan, zevk alma noktasını yemekten başka yere taşıyarak sağlıklı zaman aralığında yapmak gerekir. Şok diyetler, aç kalma ve içeriği belirsiz ilaçlar obezite ile değil sağlıklı metabolizma ile mücadele eder, hastayı hayati tehlikeye sokabilir.

Egzersiz yapmak hem bireylerin ruh sağlığını düzeltmekte hem de diyete uyumu arttırmakta oldukça önemli bir yere sahiptir. Bunların yanında kilo verilmesini de sağlar, vücut hatlarını güzelleştirir.

Obezitenin olası sonuçları oldukça geniştir ve buna bağlı sayısız hastalık meydana gelebilir, şiddeti artabilir ve ya gidişatı kötüleşebilir. 

Bunların başında hayati organlardan olan kalp gelir, kardiyovasküler sistemde, kalp yetmezliği, hipertansiyon, kalp krizi riskinde artış, ateroskleroz (damar tıkanıklığı) buna bağlı inme riskinde artış meydana gelir, bunlar obezitenin en ciddi sonuçlarıdır. Bunların yanında, nefes darlığı, diyabet, metabolik sendrom, polikistik over, kolesterol, eklem ağrıları, ciltte selülit ve çatlaklar, depresyon, benlik saygısında azalma, gebelik problemleri gibi sayısız hastalık oluşabilir.

Obezite hesabının en çok kullanılan yolu vücut kitle indeksi hesaplanmasıdır. Vücut kitle indeksi şu şekilde hesaplanır: vücut ağırlığı (kg cinsinden) / boy2 (metre cinsinden). Eğer bu hesaplama sonucunda, 30 ve üzeri bir değer elde edildiyse bu hastada obezite olduğu anlamına gelir. 25-30 arası olması da hafif kilolu olunduğu ve obeziteye yakın olunduğu anlamı taşır.

Obezitenin önlenmesinde en önemli faktör elbette farkındalıktır. Her kişi ideal kilo aralığını bilmeli, eğer üzerinde ise çözüm yolu aramalı, normal sınırlardaysa da bunu sürdürmek için dengeli bir yaşam düzeni belirlemelidir.

Sağlıklı, ideal kilosunda olan kişilerde, proteinden zengin, kompleks karbonhidratların tüketildiği, yağ tüketiminin sınırlandırıldığı doyurucu ve düzenli bir beslenme ile haftada 5 gün 30 dakika yapılacak egzersiz obezitenin önüne geçmek için yeterlidir.

Obezite, her bireyin boyuna ve kilosuna göre değerlendirilmesi gereken bir faktördür. Herkes için başladığı bir yer ve sınırı yoktur. Bunun yanında vücut kitle indeksi değerlendirilmesi ortalama toplumda olumlu sonuçlar verir. Obezite sınırı vücut kitle indeksine göre 30 ve üzeridir, 35 ve üzeri ağır obezite, 40 ve üzeri olması ise hastalık yapıcı çok ciddi obezite olarak sınıflandırılır.