evim.com

Kolera Tedavisi

Kolera hastalığı ölümle sonuçlanabilen bir hastalık olduğu için tedavi süreci çok önemlidir. Hastanın kaybettiği sıvı vücuda geri kazandırılmaya çalışılır.

Kolera Hastalığı Teşhisi

Kolera semptomları genellikle diğer ishalli hastalıklara çok benzer ve bu da sadece tıbbi öykü veya fizik muayene gibi yöntemlerde teşhis etmeyi zorlaştırır.

Koleranın sık görüldüğü endemik bölgelerdeki bazı sağlık ekipleri kolerayı görünce tanıyabilir. Ancak, kolera olduğundan emin olmanın tek gerçek yolu laboratuvar testleridir. Hastalığın resmi olarak teşhis edilmesinin tek yolu bir hekim tarafından yapılabilmektedir.

Bununla birlikte, hastaların koleradan kaynaklanan en büyük tehdidi yani sıvı kaybını hekime başvurana kadar anlayabilmesi bir miktar mümkündür. Sıvı kaybını anlamak için hastanın kendine fark edebileceği belirtiler şunlardır: 

  • Aşırı susamak
  • İdrar yapmamak
  • İdrar renginin koyu olması
  • Cildin sıkılıp çekildiğinde eski pozisyonuna geç dönmesi
  • Baş dönmesi, yorgunluk veya ruh hali değişiklikleri gibi başka belirtiler

Hekimler laboratuvar testlerinde asıl olarak Vibrio cholerae'yi tespit etmek için dışkı örneklerini inceler. Laboratuvar testleri kolerayı teşhis etmek için önemli yöntemlerdir.

Kolera bakterisini üretmek ve gözlemlemek için en sık kullanılan ve altın standart olan yöntem gayta kültürleridir. Bu testte, hastadan dışkı örneği alınır ve bakterilerin üreyebileceği bir ortama konulur. Eğer o hastada bakteri ile bir enfeksiyon varsa, bakteriler kültür ortamında üreyecektir.

Kolera bakterisini üretmek için en yaygın olarak kullanılan kültür türü, kültürleri için en yaygın olarak kullanılan ortam, tiyosülfat-sitrat-safra tuzu-sükroz agarı yani TCBS agarıdır. 

Nemli ve sıcak ortam, kolera bakterisinin üremesi için oldukça iyi ortamlardır. Dışkıda kolera bakterisi varsa, kültür üzerinde sarı-kahverengi bölgeler oluşur. Bu gerçekleştiğinde hekim bazen ek testler de isteyebilir. 

Kolera Hastalığı Tedavisi

Koleranın ölüme kadar ilerleyebilecek sonuçları olduğu için tedavisi önemlidir. Hastalığı tedavi etmek için kullanılan ilk yöntem rehidrasyon tedavisi yani hastaya kaybedilen sıvının geri verilmesidir. Ancak bazı durumlarda antibiyotikler de tedavide kullanılabilir.

Rehidrasyon Tedavisi

Kolera hastalığı için en büyük sorun dehidrasyon olduğu için, rehidrasyon tedavisi belirtileri olan hastalar için ilk tedavi yöntemidir.

1. Oral Rehidrasyon Tedavileri

Oral rehidrasyon tedavisi, ağız yoluyla belli oranlarda hazırlanmış sıvıların içilmesidir.

Rehidrasyon sıvıları eczanelerde veya hastanelerde genellikle bulunur. Bu sıvıların ne kadar alınması gerektiği kişinin yaşına, vücut büyüklüğüne ve sıvı kaybı şiddetine göre değişir. 

Bazı durumlarda sadece oral rehidrasyon sıvısı vermek gerekirken, bazen hem su hem oral rehidrasyon sıvısı verilebilir. Bu durum genelde sodyum değerlerine göre değişir.

2. İntravenöz (IV) Rehidrasyon Tedavileri

Şiddetli sıvı kaybı olan hastalarda, oral rehidrasyon tedavisi yeterli olmayabilir. Özellikle çocuklarda şok gibi sorunlara fırsat vermemek için ve sıvı kaybı çok şiddetliyse damar yolundan sıvı tedavisi yapılır. 

Damar yoluyla verilen sıvılar, sadece eksik olan sıvıyı yerine koymakla kalmaz. Ayrıca eksik olan elektrolitleri tamamlar. Bu etkisi oral rehidratasyondan daha hızlı gerçekleşir.

Bazı durumlarda, damar yoluyla sıvı verildikten sonra kişinin sıvı kaybı seviyesi azaldıkça oral rehidrasyon tedavisine geçilebilir.  Tıpkı oral rehidrasyon tedavisi gibi IV yöntemlerde de zamanlama, miktar gibi durumlar hastanın özelliklerine göre hekim tarafından ayarlanır. 

Bu tedaviler sonrasında çoğu hastada rehidrasyon açısından etkiler görülmeye başlar. Bu etkiler şunlardır: 

  • Susuzluk hissinin kaybolması
  • Tekrar idrara çıkma isteği
  • Kalp atış hızının normale dönmesi 

Her iki rehidrasyon tedavisinde de koleranın ciddi komplikasyonları engellenebilir ve hastanın hayatı kurtulabilir. 

Antibiyotikler

Kolera hastalarının %80 gibi büyük bir kısmında sadece rehidratasyon ile düzelme görülür. Ancak ağır hastalarda ve özel olarak belirlenen hastalarda antibiyotikler de kullanılabilir.  Antibiyotikler rehidrasyon tedavisine ek olarak kullanılır.  Tek başına antibiyotikler, kişinin koleradan ölmesini önlemek için yeterli bir tedavi değildir. Ancak ihtiyaç duyulan sıvı takviyesi miktarını azaltabilirler. 

Şu anda doksisiklin, kolera tedavisinde ilk tercih edilen antibiyotiktir. Ancak tetrasiklin, azitromisin, eritromisin gibi etken maddeleri içeren ilaçlar da duruma göre kullanılabilir. Antibiyotiklerin çok kullanılması zamanla bakterilerin ilaçlara karşı direnç geliştirmesine neden olabilir. Bu durumda ilaçlar artık işe yaramamaya başlar.

Çinko

Bazı araştırmalarda, kolera hastalığı yaşayan çocuklara çinko verilmesinin, ishal süresini kısaltabileceği ve belirtilerin şiddetini azaltabileceği tespit edilmiştir. Çinko takviyeleri diğer hastalıklarda da kullanılabilmektedir. Ancak yine de çok sık olarak tercih edilmez.

Kolera Hastalığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Koleranın en büyük riski şiddetli sıvı kaybıdır. Sulu ishalin aşırı olması ve bazen kusma, vücuttaki sıvıyı azaltır ve elektrolit dengesizliklerine yol açar. Hatta zamanında müdahale edilmezse hastalar birkaç saat içinde bile ölebilirler. Aynı zamanda kolera salgınını da tetikleyebilir.

Ciddi sıvı kaybı ve elektrolit kaybının endişe verici belirtileri şunlardır: 

  • Düşük kan şekeri
  • Ateş ve titreme
  • Solunum düzenindeki değişiklikler
  • Değişen zihinsel durum
  • Cildin çekildikten sonra eskine haline dönememesi 
  • Böbrek yetmezliği
  • Bilinç kaybı
  • Şok
  • Koma
  • Ölüm

Kolera İlaçları

  1. Doksisiklin: Doksisiklin bir çeşit antibiyotiktir ve sıvı tedavisine ek olarak bazı hastalarda tercih edilebilir. 
  2. Çinko: Çinko takviyeleri, koleranın semptomlarını azaltma konusunda diğer tedavi yöntemlerine katkı sağlayabilir.

Çocuklarda Kolera Hastalığı

Salgın durumlarında veya izole olarak çocuklarda da enfeksiyon sonucunda kolera görülebilmektedir. Çocukların vücudu yetişkinlere göre daha az olduğu için daha az miktarlarda sıvı depolarlar. Herhangi bir şiddetli ishalde, kaybedilen sıvı oran olarak çok fazla olur. Bu yüzden tedavi yapılmadığında şok ve ölüm gibi durumlar çocuklarda daha fazla ve daha hızlı görülür. Bu olasılık yaş küçüldükçe daha da artar.

Sağlıklı yetişkinlerle karşılaştırıldığında, küçük çocukların ve bebeklerin susuz kalması veya kolera sonucunda kan şekerinde bir düşüş yaşaması çok daha kolaydır. Bu durumların sonrasında da şoka girerler ve sonuçta ölüm gerçekleşir.  

Koleranın yaygın olduğu yerlerde, çocukların bakteriye karşı bağışıklık geliştirmesi yetişkinlerden daha az olasıdır. Bu nedenle, 5 yaşın altındaki çocuklar, dünya çapında yeni vakaların yarısından fazlasını ve kolera ile ilişkili ölümlerin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Zaten yetersiz beslenen çocuklar, kolera komplikasyonlarına karşı özellikle savunmasızdır. 

Gebelerde Kolera Hastalığı

Kolera hastalığı diğer tüm insanlar gibi gebe kadınlarda da görülebilir. Maalesef gebelerde görülen kolera daha dramatiktir. Çünkü küçük çocuklar gibi, hamile kadınlar da normalden daha fazla sıvıya ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden koleradan dolayı kaybedilen sıvı gebelerde daha büyük sorunlara sebep olur ve sonuçlar normalden daha erken görülür. 

Susuz kalma, anneye zarar verdiği gibi bebeğe de zarar verir. Plasentaya kan akışını azalabilir ve büyüyen doğmamış bebeği korumak için mevcut sıvı miktarını ve besin miktarını sınırlayabilir.

Herhangi bir gebe özellikle üçüncü üç aylık döneminde yani 7-8-9. aylarda kolera ile enfekte olursa, erken doğum riski artmıştır. Erken doğumda çocuk için ilerde oldukça fazla soruna neden olabilir. 

Gebelerde de tıpkı diğer hastalar gibi tedavinin acil yapılması gerekebilir. Bu yüzden herhangi bir sıvı kaybı olan hastaların doktora başvurması gerekir.


Makaleyi faydalı buldun mu?
64
64
Makeleyi Paylaşın
Kolera ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Kolera hastalığına neden olan Vibrio cholerae adındaki bir bakteridir. Yani bakteri aslında dünya üzerinde var olan bir türdür. Ancak zaman zaman bazı nedenlerle bulaştırıcılığı ve miktarı artmıştır. Böyleci pandemi adı verilen salgınlara neden olmuştur. İlk görülen kolera pandemisi 1817 yılında ortaya çıkmıştır ve bu yıllarda daha yeni karşılaşıldığı için birçok kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bundan sonra da bazı bölgelerde endemik olarak yani sıkça görülmeye başlamıştır. Ayrıca endemik olmasa da dünyanın herhangi bir yerinde zaman zaman görülebilmektedir.

Kolera hastalığı, insanlara yiyecek ve su kaynaklarından bulaşan bakteriyel bir hastalıktır.

makaleyi incele

Kolera hastalığı ölümle sonuçlanabilen bir hastalık olduğu için tedavi süreci çok önemlidir. Hastanın kaybettiği sıvı vücuda geri kazandırılmaya çalışılır.

makaleyi incele