Kolera

Kolera hastalığı, insanlara yiyecek ve su kaynaklarından bulaşan bakteriyel bir hastalıktır. Hastanın kaybettiği sıvı vücuda geri kazandırılmaya çalışılır.

Kolera Hastalığı Nedir?

Kolera hastalığı, aşırı miktarlarda ve sulu ishale neden olabilen bakteriyel bir enfeksiyondur. Koleraya sebep olan bakteri Vibrio cholerae'dır. Kolera hastalığı bulaşıcı bir hastalıktır. Yarattığı şiddetli ishallerde, aşırı sıvı kaybına yani dehidratasyona neden olarak hastayı ölüme kadar bile götürebilir. 

Kolera bakterisi genelde mikroorganizmayı içeren yiyecek veya su kaynakları yoluyla yayılır. Semptomlar bazı durumlarda nispeten hafif olsa da enfekte olan hastalarda 1-5 gün civarında şiddetli ishaller görülür. Eğer sıvı kaybı beklenenden çok daha fazla olursa kişiye acil müdahale gerekli olabilir. 

Hastanın hidrasyonu yani kaybedilen sıvının yerine konması, hayati bir önem taşır. Ayrıca bazen antibiyotikler de kullanılabilir. Şiddetli hastalığa neden olabilecek V. cholerae alt türleri arasında en sık olanlar 01 ve 0139 tipleridir.

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre dünyada her yıl ortalama 1,3 milyon ila 4,2 milyon kişinin kolera bakterisiyle enfekte olduğu ve yılda ortalama 30.000-140.000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Kolera bakterisi, zaman zaman salgınlar yapabilmektedir.

Kolera Hastalığı Belirtileri Nelerdir?

Kolera bakterisi ile enfekte olan çoğu insanda herhangi bir belirti görülmez. Belirti gösterdiğinde de sıklıkla ishal, bulantı, kusma görülür. 

Çoğu durumda, semptomlar hafiftir. Ancak tedavi yeterince hızlı bir şekilde yapılmazsa şiddetli dehidrasyon ve koleradan kaynaklanan diğer komplikasyonlar ölümcül olabilir.

Kolera Hastalığının Sık Görülen Belirtileri

Kolera çeşitli şekillerde fiziksel belirtilere neden olabilir. Ancak neredeyse tüm semptomatik hastalarda karakteristik birkaç semptom vardır. Bunlar ishal, bulantı ve aşırı sıvı kaybıdır.

A. Sulu İshal

Genellikle koleranın ilk belirtisi, enfekte olduktan bir gün içinde ortaya çıkan ağrısız ishaldir. İshal son derece suludur ve pirinç yıkadıktan sonra oluşan suya benzeyen soluk bir renge sahiptir.

Kolera bakterileri tarafından üretilen toksinler, vücudu bağırsaklardaki sıvılar da dahil olmak üzere hemen hemen her şeyi dışarı atmaya yönlendirir. İshal, kişiye ve tedavinin seyrine bağlı olarak bir günden bir haftaya kadar sürebilir.

B. Mide Bulantısı ve Kusma

Koleranın ilk aşamalarında, bakteriler mide bulantısı ve bazı durumlarda kusma gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarına neden olabilir. Kusma atakları, bir seferde saatlerce sürebilir ve ishalle birlikte birleştiğinde kaybedilen sıvı miktarı artacağından aşırı sıvı kaybetme riski de artmış olur. 

Böylece sıvı kaybı daha fazla mide bulantısına yol açabilir ve bu döngü kırılmadığı takdirde hızla ciddi komplikasyonlara dönüşebilir.

C. Sıvı Kaybı 

Kolera virüsü, ishal ve kusma nedeniyle vücuttan çok fazla sıvı kaybına neden olur. Ayrıca sıvı yanın vücudun dengesi için gerekli olan elektrolitler de kaybolur. Bu duruma dehidratasyon yani sıvı kaybı adı verilir.

  • Sıvı kaybı, hastada aşağıdaki durumlara neden olabilir:
  • Susuzluk hissi
  • Ağız  ve göz kuruluğu 
  • Göz kürelerinde içe çökme
  • Hızlı ve / veya zayıf kalp atış hızı
  • Hafif kas krampları
  • Yorgunluk veya uyuşukluk
  • Baş ağrısı

Kolera Hastalığının Nadir Belirtileri

Hastaların yaklaşık yüzde 10'unda, şiddetli kolera semptomları görülebilir. Aşırı sıvı kaybı aslında en sık görülen komplikasyondur.

Şiddetli kolera mikrobunun diğer semptomları şunlardır:

Kolera Nedenleri Nelerdir?

Kolera, bağırsakları enfekte edebilen küçük bir mikrop olan Vibrio cholerae bakterisinden kaynaklanır. Koleranın fiziksel belirtileri ve semptomları bakterinin kendisinden değil, vücudun içine girdikten sonra ürettiği bir toksinden kaynaklanır. Bu toksin, hücrelerin sıvıları ve elektrolitleri emme ve işleme biçimini bozar ve onları dışarı çıkmaya zorlar. Vibrio cholerae oldukça bulaşıcıdır ve öncelikle kontamine gıda ve sulardan bulaşır.

Koleranın Yaygın Nedenleri

Koleranın bir topluluğa yayılması için önce bu topluluğa enfekte birinin gelmesi gerekir veya çevreden bakteri insanlara bulaşır.

A. Bakterinin Gıda ve Sularda Var Olması

Kolera tipik olarak “fekal-oral” yolla, yani bakterileri içeren dışkı ile bulaşılmış olan yiyecek veya içme suyu yoluyla yayılır. 

Bakteriler, insan dışkısı veya ishal içinde vücuttan dışarı çıkarlar. Bu nedenle enfekte olan biri tuvalete gider ve sonra yiyeceklere dokunmadan veya bir su kaynağına temas etmeden önce ellerini yıkamazsa, bakteri diğer insanlara yayılabilir.

Kuyu veya diğer içme suyu kaynaklarının kirlenmesi durumunda, altyapısı yetersiz olan bölgelerde salgınlar görülebilir. Bu yüzden kolera salgınları daha çok yeterince gelişmemiş ülkelerde görülür. Vibrio cholerae çok bulaşıcı olduğu ve çoğu insanın herhangi bir semptomu olmadığı için, kolaylıkla da yayılabilmektedir.

Güvensiz gıda hazırlama, kolera yayılması için bir başka önemli nedendir. Sağlam altyapıya sahip gelişmiş ülkelerde bile, bakteriler kirli eller veya kirli su yoluyla gıdaya girebilir, ancak bu ülkelerdeki salgınlar oldukça nadirdir. Bakterinin var olduğu yiyecekler yiyen herkes hastalanabilir.

Herhangi bir semptomu olmayan birinin de hastalığı başkalarına yayabileceği unutulmamalıdır. Bulaştırıcılık duruma göre değişse de ortalama iki günden iki haftaya kadar değişebilir.

B. Çevre Faktörü

İçme suyu kaynaklarına ve bakteri bulaşmış gıdalara ek olarak, koleraya neden olan bakteriler sahillerdeki sularda, özellikle ekvatorun çevresinde ve tropikal bölgelerde yaşayabilir. Nadir durumlarda, kabuklu deniz hayvanları da bakterileri taşıyabilir.

Bu mikroplar genellikle pişirme işlemi sırasında ölür, ancak bakterinin var olduğu kabuklu deniz hayvanlarının çiğ yenmesi veya yeterince pişirilmemesi enfeksiyonlara neden olabilir. Bununla birlikte, bu durumlar oldukça nadirdir.

C. Sağlıkla İlgili Ortamlar

Bazen, kolera enfeksiyonu geçiren hastaları tedavi etmek için onlarla aynı ortamda bulunan sağlık personelleri, özellikle dışkı örneklerini incelerken, kolera bakterisi ile enfekte olabilir. Ancak bu durum bakteri bulaşmış yiyecek veya su gibi nedenler kadar sık değildir.

Çoğu durumda, koleranın yayılmasını önlemek için yeterli hijyen ve temiz su tedarikini sağlamak için adımlar atmak yeterlidir.

Kolera Hastalığı Teşhisi

Kolera semptomları genellikle diğer ishalli hastalıklara çok benzer ve bu da sadece tıbbi öykü veya fizik muayene gibi yöntemlerde teşhis etmeyi zorlaştırır.

Koleranın sık görüldüğü endemik bölgelerdeki bazı sağlık ekipleri kolerayı görünce tanıyabilir. Ancak, kolera olduğundan emin olmanın tek gerçek yolu laboratuvar testleridir. Hastalığın resmi olarak teşhis edilmesinin tek yolu bir hekim tarafından yapılabilmektedir.

Bununla birlikte, hastaların koleradan kaynaklanan en büyük tehdidi yani sıvı kaybını hekime başvurana kadar anlayabilmesi bir miktar mümkündür. Sıvı kaybını anlamak için hastanın kendine fark edebileceği belirtiler şunlardır: 

  • Aşırı susamak
  • İdrar yapmamak
  • İdrar renginin koyu olması
  • Cildin sıkılıp çekildiğinde eski pozisyonuna geç dönmesi
  • Baş dönmesi, yorgunluk veya ruh hali değişiklikleri gibi başka belirtiler

Hekimler laboratuvar testlerinde asıl olarak Vibrio cholerae'yi tespit etmek için dışkı örneklerini inceler. Laboratuvar testleri kolerayı teşhis etmek için önemli yöntemlerdir.

Kolera bakterisini üretmek ve gözlemlemek için en sık kullanılan ve altın standart olan yöntem gayta kültürleridir. Bu testte, hastadan dışkı örneği alınır ve bakterilerin üreyebileceği bir ortama konulur. Eğer o hastada bakteri ile bir enfeksiyon varsa, bakteriler kültür ortamında üreyecektir.

Kolera bakterisini üretmek için en yaygın olarak kullanılan kültür türü, kültürleri için en yaygın olarak kullanılan ortam, tiyosülfat-sitrat-safra tuzu-sükroz agarı yani TCBS agarıdır. 

Nemli ve sıcak ortam, kolera bakterisinin üremesi için oldukça iyi ortamlardır. Dışkıda kolera bakterisi varsa, kültür üzerinde sarı-kahverengi bölgeler oluşur. Bu gerçekleştiğinde hekim bazen ek testler de isteyebilir. 

Kolera Hastalığı Tedavisi

Koleranın ölüme kadar ilerleyebilecek sonuçları olduğu için tedavisi önemlidir. Hastalığı tedavi etmek için kullanılan ilk yöntem rehidrasyon tedavisi yani hastaya kaybedilen sıvının geri verilmesidir. Ancak bazı durumlarda antibiyotikler de tedavide kullanılabilir.

Rehidrasyon Tedavisi

Kolera hastalığı için en büyük sorun dehidrasyon olduğu için, rehidrasyon tedavisi belirtileri olan hastalar için ilk tedavi yöntemidir.

1. Oral Rehidrasyon Tedavileri

Oral rehidrasyon tedavisi, ağız yoluyla belli oranlarda hazırlanmış sıvıların içilmesidir.

Rehidrasyon sıvıları eczanelerde veya hastanelerde genellikle bulunur. Bu sıvıların ne kadar alınması gerektiği kişinin yaşına, vücut büyüklüğüne ve sıvı kaybı şiddetine göre değişir. 

Bazı durumlarda sadece oral rehidrasyon sıvısı vermek gerekirken, bazen hem su hem oral rehidrasyon sıvısı verilebilir. Bu durum genelde sodyum değerlerine göre değişir.

2. İntravenöz (IV) Rehidrasyon Tedavileri

Şiddetli sıvı kaybı olan hastalarda, oral rehidrasyon tedavisi yeterli olmayabilir. Özellikle çocuklarda şok gibi sorunlara fırsat vermemek için ve sıvı kaybı çok şiddetliyse damar yolundan sıvı tedavisi yapılır. 

Damar yoluyla verilen sıvılar, sadece eksik olan sıvıyı yerine koymakla kalmaz. Ayrıca eksik olan elektrolitleri tamamlar. Bu etkisi oral rehidratasyondan daha hızlı gerçekleşir.

Bazı durumlarda, damar yoluyla sıvı verildikten sonra kişinin sıvı kaybı seviyesi azaldıkça oral rehidrasyon tedavisine geçilebilir. Tıpkı oral rehidrasyon tedavisi gibi IV yöntemlerde de zamanlama, miktar gibi durumlar hastanın özelliklerine göre hekim tarafından ayarlanır. 

Bu tedaviler sonrasında çoğu hastada rehidrasyon açısından etkiler görülmeye başlar. Bu etkiler şunlardır: 

  • Susuzluk hissinin kaybolması
  • Tekrar idrara çıkma isteği
  • Kalp atış hızının normale dönmesi

Her iki rehidrasyon tedavisinde de koleranın ciddi komplikasyonları engellenebilir ve hastanın hayatı kurtulabilir. 

Antibiyotikler

Kolera hastalarının %80 gibi büyük bir kısmında sadece rehidratasyon ile düzelme görülür. Ancak ağır hastalarda ve özel olarak belirlenen hastalarda antibiyotikler de kullanılabilir. Antibiyotikler rehidrasyon tedavisine ek olarak kullanılır. Tek başına antibiyotikler, kişinin koleradan ölmesini önlemek için yeterli bir tedavi değildir. Ancak ihtiyaç duyulan sıvı takviyesi miktarını azaltabilirler. 

Şu anda doksisiklin, kolera tedavisinde ilk tercih edilen antibiyotiktir. Ancak tetrasiklin, azitromisin, eritromisin gibi etken maddeleri içeren ilaçlar da duruma göre kullanılabilir. Antibiyotiklerin çok kullanılması zamanla bakterilerin ilaçlara karşı direnç geliştirmesine neden olabilir. Bu durumda ilaçlar artık işe yaramamaya başlar.

Çinko

Bazı araştırmalarda, kolera hastalığı yaşayan çocuklara çinko verilmesinin, ishal süresini kısaltabileceği ve belirtilerin şiddetini azaltabileceği tespit edilmiştir. Çinko takviyeleri diğer hastalıklarda da kullanılabilmektedir. Ancak yine de çok sık olarak tercih edilmez.

Kolera Hastalığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Koleranın en büyük riski şiddetli sıvı kaybıdır. Sulu ishalin aşırı olması ve bazen kusma, vücuttaki sıvıyı azaltır ve elektrolit dengesizliklerine yol açar. Hatta zamanında müdahale edilmezse hastalar birkaç saat içinde bile ölebilirler. Aynı zamanda kolera salgınını da tetikleyebilir.

Ciddi sıvı kaybı ve elektrolit kaybının endişe verici belirtileri şunlardır: 

  • Düşük kan şekeri
  • Ateş ve titreme
  • Solunum düzenindeki değişiklikler
  • Değişen zihinsel durum
  • Cildin çekildikten sonra eskine haline dönememesi 
  • Böbrek yetmezliği
  • Bilinç kaybı
  • Şok
  • Koma
  • Ölüm

Kolera İlaçları

  1. Doksisiklin: Doksisiklin bir çeşit antibiyotiktir ve sıvı tedavisine ek olarak bazı hastalarda tercih edilebilir. 
  2. Çinko: Çinko takviyeleri, koleranın semptomlarını azaltma konusunda diğer tedavi yöntemlerine katkı sağlayabilir.

Çocuklarda Kolera Hastalığı

Salgın durumlarında veya izole olarak çocuklarda da enfeksiyon sonucunda kolera görülebilmektedir. Çocukların vücudu yetişkinlere göre daha az olduğu için daha az miktarlarda sıvı depolarlar. Herhangi bir şiddetli ishalde, kaybedilen sıvı oran olarak çok fazla olur. Bu yüzden tedavi yapılmadığında şok ve ölüm gibi durumlar çocuklarda daha fazla ve daha hızlı görülür. Bu olasılık yaş küçüldükçe daha da artar.

Sağlıklı yetişkinlerle karşılaştırıldığında, küçük çocukların ve bebeklerin susuz kalması veya kolera sonucunda kan şekerinde bir düşüş yaşaması çok daha kolaydır. Bu durumların sonrasında da şoka girerler ve sonuçta ölüm gerçekleşir.  

Koleranın yaygın olduğu yerlerde, çocukların bakteriye karşı bağışıklık geliştirmesi yetişkinlerden daha az olasıdır. Bu nedenle, 5 yaşın altındaki çocuklar, dünya çapında yeni vakaların yarısından fazlasını ve kolera ile ilişkili ölümlerin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Zaten yetersiz beslenen çocuklar, kolera komplikasyonlarına karşı özellikle savunmasızdır. 

Gebelerde Kolera Hastalığı

Kolera hastalığı diğer tüm insanlar gibi gebe kadınlarda da görülebilir. Maalesef gebelerde görülen kolera daha dramatiktir. Çünkü küçük çocuklar gibi, hamile kadınlar da normalden daha fazla sıvıya ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden koleradan dolayı kaybedilen sıvı gebelerde daha büyük sorunlara sebep olur ve sonuçlar normalden daha erken görülür.

Susuz kalma, anneye zarar verdiği gibi bebeğe de zarar verir. Plasentaya kan akışını azalabilir ve büyüyen doğmamış bebeği korumak için mevcut sıvı miktarını ve besin miktarını sınırlayabilir.

Herhangi bir gebe özellikle üçüncü üç aylık döneminde yani 7-8-9. aylarda kolera ile enfekte olursa, erken doğum riski artmıştır. Erken doğumda çocuk için ilerde oldukça fazla soruna neden olabilir. 

Gebelerde de tıpkı diğer hastalar gibi tedavinin acil yapılması gerekebilir. Bu yüzden herhangi bir sıvı kaybı olan hastaların doktora başvurması gerekir.

Kolera Hastalığında Hangi Doktora Gidilir?

Kolera bir bakteri nedeniyle olduğu için esas olarak "Enfeksiyon Hastalıkları" bölümüne gitmek gerekir. Ancak koleranın acil belirtileri görülmesi durumunda her bölüm zaten uygun müdahaleyi yapacaktır. Aslında çoğu hasta, özellikle yetişkinler, ishal ve kusmadan kaybedilen elektrolitleri ve sıvıyı geri kazanmak için evde bile yeterli sıvı tüketmek şartıyla bunu kontrol edebilir. Ancak bu durum hafif derecede görülen ishaller ve kolera belirtisi olmayan hastalar için geçerlidir. Eğer sıvı kaybı şiddetli görülürse bu durum kesinlikle bir hekim tarafından tedavi edilmelidir. Ciddi sıvı kaybı belirtileri şunlardır:

  • Ciltte kırışma
  • Özellikle küçük çocuklarda ve bebeklerde idrar yapmama
  • Kalp hızında artış 
  • Tansiyon düşüklüğü 
  • Şiddetli kas krampları
  • Huzursuzluk veya sinirlilik

Ayrıca kolera salgınlara neden olabildiği için bir doktor tarafından teşhis edilmesi en doğrudur. Eğer bir kişide kolera görülürse bu durum halk sağlığına bildirilir ve uygun bildirimler uygun yerlere yapılır.

Makaleyi faydalı buldun mu?
0
1
Makeleyi Paylaşın

Kolera ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Kolera hastalığı esas olarak bakterilerin bulunduğu su kaynakları ve yiyeceklerden bulaşır. Kolera hastalığı fekal-oral yolla bulaşır. Yani herhangi bir enfekte kişi dışkısını yaptıktan sonra ellerini yıkamadan herhangi bir kişiyle temas kurduğunda veya bir yiyeceğe dokunup, o yiyecek başka biri tarafında yenildiğinde karşıdaki kişiye hastalık bulaşır. Ayrıca bazı durumlarda kabuklu deniz hayvanları da kolera bakterisini taşır. Bunların yenmesi de koleraya neden olabilir. Kolera hastalarıyla ilgilenen sağlık çalışanlarında da enfeksiyon görülebilir.

Kolera, bağırsakları etkileyen ve şiddetli ishallere neden olabilen akut bakteriyel bir enfeksiyondur. Kolera bakterisi, vücuda girdikten sonra bir toksin salgılar. Bu toksin bağırsaklardan sıvı emilimini engeller ve sıvının dışarı çıkmasını sağlar. Böylece şiddetli ishaller oluşur. Şiddetli bir ishal hastada sıvı kaybına neden olabilir. Çok susuz kalan birinde, kalp hızında artış, yorgunluk, susuzluk hissi gibi semptomlar görülebilir. Hatta şok ve ölüme bile neden olabilir. Bu yüzden belirti veren kolerada tedavi yapılmalıdır.

Kolera hastalığına neden olan Vibrio cholerae adındaki bir bakteridir. Yani bakteri aslında dünya üzerinde var olan bir türdür. Ancak zaman zaman bazı nedenlerle bulaştırıcılığı ve miktarı artmıştır. Böyleci pandemi adı verilen salgınlara neden olmuştur. İlk görülen kolera pandemisi 1817 yılında ortaya çıkmıştır ve bu yıllarda daha yeni karşılaşıldığı için birçok kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bundan sonra da bazı bölgelerde endemik olarak yani sıkça görülmeye başlamıştır. Ayrıca endemik olmasa da dünyanın herhangi bir yerinde zaman zaman görülebilmektedir.