Gül Hastalığı

İltihaplı kızarıklıklar ile yüz bölgesini etkileyen Gül Hastalığı (Rosacea); ilaç, lazer, fotodinamik, cerrahi ve diyet gibi çeşitli yöntemlerle tedavi edilmektedir.

Gül Hastalığı (Rosacea) Nedir?

Halk arasında gül hastalığı olarak bilinen Rozasea, dermatoloji polikliniğine başvuran erişkinlerde sık görülen cilt hastalıkları arasındadır. Yüz bölgesinde kızarıklık ve kırmızı sivilcelere neden olan kronik bir cilt rahatsızlığıdır. Genelde yavaş ilerlemesiyle beraber, alevlenmeler şeklinde belirir. Oluşumu ve seyrine göre farklı tipleri vardır. Hastalığın nedeni ve kesin tedavisi henüz bulunamamıştır. Fakat doğru tedavi, cilt bakımı ve yaşam tarzı ile kontrol altına alınabilmektedir.

Gül hastalığının alevlenme dönemlerinde deride küçük, kırmızı, içi iltihaplı yumrular oluşmaktadır. Bu kızarık, yüzeyden kabarık, sivilcemsi oluşumlar; özellikle yüzde burun üstü, yanak bölgesi ve alında ortaya çıkmaktadırlar. Alevlenmeler haftalar hatta aylarca sürebilmektedir. Belirtiler geriler, hatta tam iyileşir, sonrasında ise tekrardan ortaya çıkabilir. Açık tenli kişilerde daha sık görülmekle beraber, tam tedavisi ne yazık ki bulunmamaktadır.

Gül hastalığının bir çok tipi vardır ve bunların her biri için klinik tablo farklıdır. Tiplerine ve klinik seyrine göre 5 farklı alt grup tanımlanmıştır. Belirtilerin şiddeti gruplara göre değişmektedir ve gruplar arası geçiş görülebilir.

Gül hastalığı grupları şu şekildedir:

  • Vasküler (eritematötelenjiektazik) Rozasea: Yüzde kızarıklık, yüzdeki damarlarla belirginleşme
  • Papülopüstüler (inflamatuvar) Rozasea: Acne Rozasea olarak da bilinir. Genelde sivilce ile karışır. Kırmızı iltihaplı sivilceler oluşur. Daha çok orta yaş kadınlarda görülür.
  • Fimatöz Rozasea: Burunda görülen gül hastalığıdır. Erkeklerde sık olarak görülür.
  • Oküler Rozasea: Göz çevresinde görülür.

Granülomatöz Rozasea nadir olarak görülür. Tedavisi nispeten daha zordur.

Gül hastalığı özellikle erişkin yaşlarındaki (30-60 yaş arası), daha çok açık tenli ve açık renk gözlü kişilerde görülmektedir. Kadınlarda görülme sıklığı daha yüksek iken, erkeklerde daha şiddetli seyretmektedir. Hastalık atakları sıklıkla ilkbahar aylarında olmaktadır.

Gül Hastalığı (Rosacea) Belirtileri

Gül hastalığının belirtileri ve şiddeti klinik çeşitlerine göre değişmektedir.

Vasküler (erythematotelangiektatik) Rozasea

Yüzde geçici kızarıklık, şişkinlik ve belirgin çatlamış damarlar (spider damarlar) görülür. Ciltte hassasiyet, batıcı ve yanma tarzda ağrı olabilir. Ayrıca kuru, kolay irite olabilen, hassas cilt görülür.

Papülopüstüler (inflamatuvar) Rozasea

Gül hastalığının bu klinik çeşidi sivilce ile çok sık karışmaktadır. Yüzün orta kısmında kalıcı ödem, papül (sınırları belirgin, kabarık 1 cm'den küçük çaplı lezyon) ve püstüller (irinli kabarcık, sivilce) görülür. Cilt yağlı ve hassastır. Yanma-batma hissi, kalıcı kızarıklık ve çatlamış damarlar bu grupta da görülür.

Fimatöz Rozasea

Bu hastalık daha nadiren oluşur. Çoğunlukla eritematotelenjiektaztik ya da papülopüstüler rozeaseadan sonra ya da eş zamanlı olarak ortaya çıkar. Deride kalınlaşma ve düzensiz nodüller ile karakterizdir. Deri yüzeyi çukur görünümündedir. Genelde erkeklerde görülen Rinofima (kırmızı, büyük delikli ve kabarık burun) önemli belirtisidir.

Oküler Rozasea

Göz tutulumu yaygın ve çoğunlukla kadınlarda görülür. Gözlerde sulu ya da kızarık görünüm, yanma-batma hissi, kuruluk, kaşıntı, ışığa karşı hassasiyet ya da bulanık görme görülebilir. Bu belirtiler ihmal edilmemeli ve bir göz doktoru tarafından takip edilmeli.

Gül Hastalığı (Rosacea) Nedenleri Nelerdir?

Gül hastalığının neden oluştuğu tam olarak açıklanabilmiş değildir. Bu konuda farklı hipotezler öne sürülebilir.

  • Genetik yatkınlık: Araştırmalara göre gül hastalığı tanısı alan bir çok hastada aile bireylerinde de aynı hastalık saptanmıştır. Bu hastalığın genetik geçişli olabileceğini düşündürmektedir. Ancak net bir kanıt bulunmamaktadır.
  • Doğal bağışıklık sistemi: Araştırmacılar tarafından 2. alt grup yani akne benzeri Filamatöz Rozasea tanısı alan hastaların Bacillus Oleronius bakterisine karşı bağışıklık sistemlerinin aşırı tepki verdikleri gözlenmiştir.
  • İnfeksiyöz etkenler: Son yıllarda sindirim sisteminde bulunan H.pylori ile gül hastalığının arasındaki ilişkileri inceleyen yayınlar dikkat çekmektedir. Fakat Gül hastalığı olmayan bireylerde de H.pylori bulunduğundan, kesinliği ispat edilmemiştir.
  • Paraziter etkenler: Demodex Folliculorum paraziti sadece insan derisinde hayatta kalabilen bir akar türüdür.
  • Çevresel etmenler: En sık tetikleyen güneş sonrasında stres, sıcak hava, rüzgar, egzersiz, alkol, sıcak banyo, soğuk hava, baharatlı yiyecekler, nem kozmetik ürünler neden olabilir.
  • Psikojenik etmenler: Stres ve duygusal etmenler özellikle aralıklı gözlenen yanma ve kızarıklık atakların ortaya çıkmasında büyük rol oynamaktadır. Stres hastalığı tetikleyen en sık etmenler arasında bulunmaktadır.

Gül Hastalığı (Rosacea) Teşhisi

Doktor genellikle hastalığı tipik belirtilerine (cildin kızarması, genişlemiş damarlar vb.) göre tanımlayabilir. Bu nedenle özel ek muayeneler genelde gerekli olmadan fizik muayene yeterli olur. Bazen şüpheli durumlarda doktor bir cilt örneği (biyopsi) alabilir ve mikroskop altında daha yakından inceleyebilir. Bu şekilde, daha nadir karşılaşılan Kelebek Hastalığı (lupus eritematozus) veya Perioral Dermatit gibi görsel olarak benzer cilt hastalıkları dışlanmaktadır. Fizik muayene ayrıca hastalığın şiddetini değerlendirmeye yardımcı olmaktadır.

Gül Hastalığı (Rosacea) Tedavisi

Gül hastalığında hiç bir tedavi ile tam iyileşme sağlanmamaktadır. Tedavideki amaç hastalığı kontrol altına alabilmek ve hastanın rahatsızlığını en aza indirebilmektir. Belirtiler genelde özel ilaçlar, diyet, doğru kozmetik cilt bakımı (skin care) ile önemli ölçüde hafifletebilir. Bununla birlikte, tedavi edilmezse, hastalığın seyri ataklarla beraber kötüleşebilir. Ek olarak, hastalar beslenmelerine dikkat etmeli ve atakları tetikleyici etmenlerden mümkün olduğunca kaçınmalıdırlar. İlaç tedavisine ek veya alternatif olarak lazer, PDT, cerrahi gibi tedavi formları uygulanabilmektedir.

İlaç tedavisi

İlaç tedavisi gül hastalığı tedavisinin en önemli bileşenidir. Burada lokal ve sistemik tedavi arasında bir ayrım yapılmaktadır. Deneyimler, lokal ve sistemik tedavisinin kombinasyonunun özellikle etkili olduğunu göstermiştir.

  • Lokal (topikal) tedavi: İlaç doğrudan cildin etkilenen bölgelerine merhem, jel veya losyon olarak uygulanır. En etkili ve en iyi tolere edebilen ilaç dozu genelde hastanın durumuna bağlıdır. Dıştan uygulanan tedavi genellikle çok uzun süre uygulanır.
  • Sistemik tedavi: Lokal tedavi, hastalığın bazı hafif formları için yeterlidir. Daha ciddi vakalarda, sistemik tedavi gereklidir. Bu şekilde, ilaçtaki aktif bileşen kan yoluyla tüm vücuda ulaşır. Bir yandan lokal tedaviye kıyasla daha iyi yanıt alınır fakat diğer yandan olası yan etkiler daha fazla ve güçlüdür. Sistemik tedavide çoğunlukla antibiyotikler kullanılmaktadır.

Lazer tedavisi

Gül hastalığı tedavisinde IPL, PDL ve Nd-Yag lazerler kullanılabilir. Kızarıklık ve kızarıklık atakları ön planda olanlar ile yüzeysel kılcal damarları belirgin olanlarda etkili olduğu görülmüştür. Tedavinin en başarılı olduğu alanlar yanak ve çene iken burun kanatlarında başarı şansı daha düşüktür.

Fotodinamik tedavi (PDT)

Hücre ölümünü ortaya çıkarmak amacıyla moleküler oksijen ile beraber kullanılan ışığı ve ışığa duyarlı hale getirici kimyasal bir maddeyi içeren bir fototerapi türüdür.

Cerrahi tedavi

Cerrahi tedaviler yalnızca Rinofima tedavisinde tercih edilmektedir.

Diyet tedavisi

Acı baharatlar, çok sıcak yiyecek, içecekler ve alkolün damarları genişletici etkilerinden dolayı, bunlardan kaçınmak gerekir. Sağlıklı, dengeli bir diyet uygulanmalıdır. Özellikle yağ ve şeker tüketimi azaltılmalıdır. Bu şekilde cildin gözeneklerinin tıkanması önlenebilir.

Atakları hangi gıdaların tetiklediğini de tespit etmek faydalı olabilir. Bunun için, zaman içerisinde tek tek gıdalardan kaçının ve bunun belirtiler üzerinde etkisinin olup olmadığını gözlemleyin.

Tipik tetikleyicilerden şu şekildedir:

  • UV ışınları (güneşleme, solaryum)
  • Isı, sıcak banyo, hamam
  • Bazı kozmetik ve ilaçlar
  • Kahve, çay
  • Alkol
  • Nikotin (sigara)
  • Stres

Gül Hastalığı (Rosacea) Tedavi Edilmezse

Gül hastalığı tedavi edilmezse atakların sıklığı ve şiddeti artacaktır. Buda günlük yaşamı önemli ölçüde olumsuz etkileyecektir. Gül hastalığı belirtilerini hafifletmek için en önemli adım, cilt hastalıkları doktoruna düzenli muayene olmaktır. Sadece bir cilt hastalıkları uzmanı, hastalığın kesin tanısını koyabilir ve belirtilere göre uyarlanmış tıbbi bir tedaviyi başlatabilir. Tedavinin başarısı için doktorun verdiği ilacı düzenli olarak kullanmak ve cilt iyileşse bile tedaviye devam etmek çok önemlidir. Böylece hastalık ataklarının daha az sıklıkta veya daha az şiddetle ortaya çıkmasının önüne geçilebilir. Ayrıca göz muayenesi de ihmal edilmemelidir.

Gül Hastalığına (Rosacea) Ne İyi Gelir?

En önemli adım tipik tetikleyicilerden kaçınmak ve beslenmeyi gözden geçirmek olacaktır. Bununla birlikte uzmanlar antienflamatuar diyet önermektedir. İnflamasyon (iltihap), tahriş, yaralanma veya enfeksiyona karşı vücudun tepkisi anlamına gelen tıbbi terimdir. Gül hastalığında yüzde ödem, kızarıklık, yanma-batma hissi inflamasyonun bir sonucudur. Bazı besinler inflamasyonu tetiklediği için, beslenmeden bunları çıkarmak veya kısıtlamak hastalığın tedavisini başarısını olumlu yönde etkileyecektir. Bazı besinler ise vücudun bu inflamasyon sürecinde mücadele etmesini kolaylaştırıcı etkiye sahiplerdir.

Gül hastalığında iyi gelen yiyeceklerden bazıları şunlardır:

  • Yağlı balıklar (somon, uskumru, ton balığı) inflamasyonu azalttığı bilinen omega-3 yağ asitlerinden zengindir.
  • Tam tahıllı besinler.
  • Yeşil yapraklı sebzeler; E vitamininden zengin olup, sitokin denilen iltihap yapıcı moleküllerden vücudu korur.
  • Yaban mersini içerisinde bulunan quercetin maddesi vücudunuzun iltihapla savaşmasına yardımcı olan güçlü bir antioksidan olarak kabul edilir.
  • Ananas başka bir anti-enflamatuar besindir; bağışıklık sisteminizi inflamasyona cevap vermeyecek şekilde düzenlemeye yardımcı olduğu söylenen sindirim enzimi bromelain içerir.
  • Soyada bulunan izoflavon vücuttaki iltihap düzeyini düşürmeye yardımcı olur.
  • Sarımsak, soğan, zencefil, zerdeçal araştırmalarda anti-enflamatuar etkisi ispatlanmış diğer besinlerdir.

Unutmayınız ki stres, sağlıksız beslenme ve düşük aktivite seviyeleri enflamasyonu tetikleyen başlıca nedenlerdir. Bunları değiştirmeniz genel sağlığınız açısından çok faydalı olacaktır.

Gül Hastalığına (Rosacea) Ne İyi Gelmez?

Gül hastalığının tedavisinin etkinliğinde antienflamatuar diyet önemli rol oynamaktadır. İnflamasyonu tetikleyici besinlerden uzak durmak hastalığın tedavi başarısı için önemlidir.

İnflamasyonu ve atakları tetikleyen ve uzak durulması gereken besinler şunlardır:

  • Doymuş yağ ve trans yağ içeren gıdalar
  • İşlenmiş gıdalar
  • Rafine şeker
  • Yüksek alkol tüketimi
  • İşlenmiş et ve sosis ürünlerinin aşırı tüketimi

Ayrıca güneş ışınları, ısı, sıcak banyo, hamam, kahve, çay, alkol, nikotin, stres gibi tipik tetikleyicilerden kaçınmak da fayda sağlayacaktır.

Gül Hastalığı (Rosacea) İlaçları

İlaç tedavisi gül hastalığı tedavisinin en önemli bileşenidir. İlaçlar için lokal ve sistemik tedavi arasında bir ayrım yapılır. Deneyimler, lokal ve sistemik tedavisinin kombinasyonunun özellikle etkili olduğunu göstermiştir.

Lokal (topikal) ilaçlar

İlaç doğrudan cildin etkilenen bölgelerine merhem, jel veya losyon olarak uygulanır. En etkili ve en iyi tolere edebilen ilaç dozu genelde hastanın durumuna bağlıdır. Dıştan uygulanan tedavi genellikle çok uzun süre uygulanır.

Kullanılan ana aktif bileşenler şunlardır:

  • Metronidazol
  • Sodyum sülfasetamid ve sülfür
  • Azelaik asit
  • Eritromisin ve klindamisin
  • Topikal C vitamini

Sistemik ilaçlar

Lokal tedavi, hastalığın bazı hafif formları için yeterlidir. Daha ciddi vakalarda, sistemik tedavi gereklidir. Bu şekilde ilaçtaki aktif bileşen kan yoluyla tüm vücuda ulaşabilmektedir. Bir yandan lokal tedaviye kıyasla daha iyi yanıt alınabilmekte fakat diğer yandan olası yan etkiler daha fazla ve güçlüdür. Sistemik tedavide çoğunlukla antibiyotikler kullanılmaktadır.

Bu antibiyotikler şunlardır

  • Tetrasiklin grubu antibiyotikler
  • Makrolid grubu antibiyotikler

Tedavi için belirtilen ilaç türevleri sadece bilgilendirme amaçlıdır. Doktor tavsiyesi olmadan hiçbir ilaç kullanılmamalıdır.

Gül Hastalığı (Rosacea) Ameliyatı

Gül hastalığında cerrahi tedavi hastalığın ileri seviyelerinde, burun ve yanakta şekil bozukluğuna yol açan ağır vakalarda önerilmektedir. Fazla doku elektrocerrahi veya lazer cerrahi ile alınır. Burada genelde tercih edilen yöntemler:

  • Kriyoterapi: Dokuda soğuk hasarı oluşturmak esasına dayalı bir tedavi yöntemi.
  • Dermabrazyon: Zımpara yöntemi olarak da bilinir. Derinin özellikle bozulmuş tabaklarının soyularak düzeltilmesi işlemidir.

Hamilelikte Gül Hastalığı (Rosacea)

Hastalık hamilelikte ilk kez ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda hastalığın belirtileri hamilelik sırasında kötüleşebilir. Bunun nedeni gebelik hormonlarının olduğu düşünülmektedir. Hamilelikte gül hastalığı tedavisi genellikle antibiyotik olmadan yapılır. Uygun diyet, cilt bakımı ve düzenli egzersiz önerilmektedir. Gebelikte doktorun verdiği tedavi planını uygulamak önemlidir.

Çocuklarda ve Bebeklerde Gül Hastalığı (Rosacea)

Gül hastalığı genellikle erişkinlerde görülen bir cilt rahatsızlığıdır. Çocuklar ve bebekler nadir durumlarda hastalanmaktadır. Bu yaş grubunda genelde göz bölgeleri etkilenmektedir. Bazen hastalığın belirtileri önce gözlerde ve daha sonrasında ciltte gelişebilmektedir.

Çocuklarda ve bebeklerde göz tutulumu genellikle göz kapağı enfeksiyonu ve konjonktivit şeklinde ortaya çıkar.

Belirtileri şunları içerir:

  • Kuru, yanma, sulu, ışığa duyarlı gözler
  • Gözde yabancı cisim hissi
  • Bulanık görme

Çocuklarda ve bebeklerde göz tutulumunda korneada dahil olabilir. Bu da hastalığın yetişkinlerden farklı olarak, daha şiddetli ve daha fazla komplikasyonların gelişebilmesine yol açmaktadır. Bu durum görme bozukluğuna yol açabileceğinden, göz doktorunuza düzenli fizik muayeneler ve tedaviye uyum gösterilmesi oldukça önemlidir.

Gül Hastalığı (Rosacea) için Hangi Doktora Gidilir?

Konuyla ilgilenen esas bölüm Cildiye (Dermatoloji) bölümüdür ve düzenli muayeneler yapılmalıdır. Yaklaşık 1/3 hastada göz tutulumu görülmektedir. Bu yüzden göz muayenesi ihmal edilmemeli ve bir göz doktoru tarafından takip edilmelidir.

Belirtiler görülmeye başladıktan sonra doktora başvurmak gerekir.

Makaleyi faydalı buldun mu?
6
2
Makeleyi Paylaşın

Gül hastalığı ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Gül hastalığı genellikle kronik (uzun süreli devam eden) ve tekrarlayıcı ataklar halindedir. Hastalık tamamen iyileştirilmese de, doğru cilt bakımı ve yaşam tarzı ile kolayca kontrol altına alınabilinir. Bazı kişilerde hatta daha fazla gelişmeden tamamen durabilir.

Gül hastalığı bulaşıcı değildir. Sarılmayla ve ya dokunmayla, açıkta görünen yaralarınız olsa bile, kişiden kişiye bulaşmamaktadır.

Gül hastalığı yüz cildinin enflamatuar ve kronik rahatsızlığıdır. Cildin hassas olması ön plandadır ve kızarması ile belirtiler başlar. Hastalar özellikle ataklar sırasında ciltte kaşınma, yanma, ağrı gibi belirtilerle sıklıkla şikayet etmektedirler.

Rinofima, (patlıcan burun) kozmetik ve fonksiyonel rahatsızlığa neden olan, burun derisinin bir hastalığıdır. Gül hastalığının istenmeyen sonucu olarak gelişebilen rinofimada burun aşırı ve düzensiz kalınlaşmaya bağlı olarak büyüme gösterir. Hastalık erkeklerde ve beyaz ırk insanlarında daha sık görülmektedir. 

Tedavisinde farklı yöntemler uygulanmaktadır:

  • Burun cildinin tümü ameliyatla alınması, oluşan yaranın deri yaması ile kapatılması
  • Burun cildinin kısmi kalınlıkta ameliyatla alınması, oluşan yaranın deri yaması ile kapatılması ya da kendiliğinden iyileşmesine bırakılması
  • Dermabrazyon uygulaması
  • Co2 lazer ile yakma 
  • Koterizasyon uygulaması

Gül hastalığı tanısı alan hastalar genelde hassas bir cilde sahiplerdir. Güneş ışınları hastalar için önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle, cildinizi UV ışınlarından dikkatlice korumalısınız.

  • İlkbahar ve sonbahar arasında doğrudan güneş ışığından kaçının.
  • Solaryuma gitmekten kaçının.
  • En az 30 SPF’ lik güneş koruyucu kremler kullanın ve günde bir kaç kez uygulayın.