Şizofreni ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Takdir edilebileceği gibi, bireylerin yaşam süresi yüzlerce faktöre bağlıdır ve öngörülmesi imkansızdır. İstatistiki bilgiler, şizofreni hastalarının ömrünün belli bir miktar kısalabileceğini göstermektedir. Bunun sebebi kullanılmak zorunda kalınan ilaçların ciddi yan etkileri, hastalığın beyinde yarattığı tahribat, hastalığa bağlı edinilebilen alkol-madde bağımlığı, intihar gibi risklerdir.

Ayrıca şizofreni kontrol altına alınamazsa, öz bakımın çok azaldığı bir durumdur. Beslenme, uyku düzenindeki bozukluklar, hijyen eksikliği gibi pek çok şey başta bağışıklık sistemi olmak üzere pek çok vücut sistemini negatif etkiler ve başka hastalıklara da zemin hazırlar.

Yine de kontrol altına alınmış, tedaviye doğru zamanda başlanan, günlük hayat düzeni normale yakın olan hastalarda ortalama yaşam süresi normal bireylerden ciddi bir farklılık göstermez.

Şizofreninin birtakım genetik yatkınlıklar sonucu oluşabildiği bilinse de tam olarak işaret edilebilecek bir genetik bozukluk sonucu oluşmaz. Çevresel ve genetik faktörlerin bir araya gelerek hastalığı ortaya çıkardığı düşünülmektedir. Aynı aile içinde psikiyatrik hastalıklar görülüyorsa, özellikle anne-babada ve kardeşlerde varsa şizofreni olasılığı sağlıklı topluma göre artmıştır.

Şizofreni hastaları en basit ifadesi ile ‘tuhaf’ davranır. Bunlara tıbbi olarak, dezorganize davranışlar denmektedir. Olmayacak yerlerde olmayacak hareketler yapabilirler. Toplumun kendilerine nasıl bakacağı veya nasıl algılanacakları umurlarında değildir, zaten tuhaf davranışlar içinde olduklarını farkında da değillerdir. İç dünyalarına ve kafalarının içlerindeki sese göre davranırlar. Doğal olarak davranışlarında tutarsızlık, anlamsızlık, amaçsızlık ve uygunsuzluk görülür.

İnsanlara bağırıp çağırabilir, her şeyden şüphe duyabilir, yemek yemeyi reddedebilir, saatlerce hiçbir şey yapmadan heykel gibi oturabilir, kendine zarar verebilir, garip kıyafetler giyebilir, tuhaf makyajlar yapabilir, evde oturamayabilir kaçmak için sürekli fırsat kollayabilir, ağlama-gülme krizleri geçirebilir, takıntılı bir şekilde devamlı dua ve ibadet edebilir, anlamsız ve gerçekle bağdaşmayan şeylerden korkabilir, hiçbir şeye istek duymayabilir, duygulanmayabilir ve ya uygunsuz duygulanımlar yaşayabilir. Kısacası her şekilde, tahmin edilemez ve öngörülemez şekilde davranabilirler.

Şizofreni hastalarıyla iletişim kurulurken mutlaka şefkatli, kucaklayıcı, anlayışlı olunmalıdır. Dünyada hiçbir şeyin çözümü şiddet ve ya zorlama olmadığı gibi bu hastalıklar için bu yolla çözüm imkansızdır. Hastalara bağırıp çağırmak, dövmek, dışlamak, eleştirmek, eve-odaya kilitlemek, toplumdan uzak tutmak yapılacak en kötü şeylerdir, durumu iyileştirmek bir yana çok daha kötü hale getirir. Unutulmamalıdır ki bu hastalar, durumlarını farkında değiller ve yaptıkları şeyleri bilerek yapmıyorlar. Doğal olarak konuşularak ikna edilmeleri imkansızdır. 

Tedaviyle bir süre yol alındıktan sonra, hastalık kontrol altında ise, hastalarla normal iletişim kurulabilir, rutin hayata rahatça dahil olabilirler. İyileşme dönemindeki hastaları stres, olumsuz duygular, travmalar, yakınlarının kaybı, boşanmalar, ayrılıklar, taşınmalar gibi yaşam değişiklikleri tekrar atağa çekebilir. Bunlar hastanın yakınları kadar elden geldiğince önüne geçilmesi gereken faktörlerdir.

Şizofreni hastalara özgü başlangıç ve seyri olan bir hastalıktır. Bazı hastalarda ani bir stres ve ya travma sonrası ya da hiçbir sebep yokken birden bire agresif şekilde başlayabilir. Bu hastalar genelde agresifleşir, halüsinasyonları ve hezeyanları olur. Halüsinasyonların veya hezeyanların aksine hastayı ikna etmek mümkün olmaz ve uygunsuz, anlamsız hareketleri olur.

Bazı hastalarda, şizofreni sinsi sinsi başlar. Bu hastalar genelde, yavaşça kendilerini toplumdan uzaklaştırırlar, anlamsız hareketlerde bulunurlar, konuşmaları, duygulanmaları ve çevreyle iletişimleri bozulur. Okul-iş başarısında düşmeler olur. Bir süre sonra halüsinasyonlar ve hezeyanlar tabloya eklenir ve hastalık tablosu gelişir.

Bazı hastalarda ise bu iki tablonun karması bir şekilde hastalık başlayabilir. Özetle hastalar dikkatli incelenirse, yakınları tarafından net olarak fark edilebilecek belirtileri olur fakat kişilerin psikiyatrik hastaları yakınlarına ‘konduramaması’ sebebiyle, görmezden gelmesi ve ya yardım istemekten çekinmesi dolayısıyla pek çok hasta olması gerekenden geç tanı alır.

Şizofreninin herhangi bir testi yoktur. Psikiyatrik görüşme sonucunda hastanın ve yakınlarının dinlenmesiyle, hastanın gözlemlenmesiyle tanı konan bir hastalıktır. Herhangi bir görüntüleme yöntemiyle, kan testiyle ya da hormon ölçümü ile tanı konabilen bir hastalık değildir.

Şizofreni genel olarak geçen ve tamamen iyileşen bir hastalık değildir. İlaçlar, takip ve düzenli tedavi sayesinde pek çok hayat fonksiyonu hastaya kazandırılabilir, ataklar azaltılabilir ve normal yaşam sağlanabilir. Yaşla beraber genelde şizofreni atakları da azalma ve zayıflama eğilimindedir. Hastalara öz farkındalık kazandırılarak, hasta olduklarının ve tedavi almalarının gerekliliği kavratılabilir.

Şizofreni ile İlgili Makeleler

Şizofreni

Şizofreni, kelime anlamı olarak ruh bölünmesi anlamına gelen psikiyatrik bir bozukluk olup, tedavisi genel olarak ilaç tedavisi üzerinden yürütülür.

makaleyi incele